30.12.09

köpekçik

Ayım, köpeğim, rengi pek tutmayan pandam, herşeyim! Bugün ikinci yılbaşı hediyemi aldım blogreader, hem de enlerimden birinden. Yerim kendisini, elimden bırakamadığım köpeğini de, çok seviyorum bi de bilsin yani.

O biiiiir şeftali!
O biiiiir pandacık!
O biiiiir gülen!
O biiiiir xD!
O biiiiir BigLion!

Bu kadar laftan sonra isim bekliyodun tabi ama anlayan anladı bence uzatmayalım.

İlk hediyem kimden mi? That's one secret I'll never tell...

Yok o kadar da sır dolu biri değil yani. Bildiğin kıvırcığım, canımcığım, bitaneciğim. Hani sinemada beni çıldırtan. Bildin? İşte onun hediyesi öylesi anlamlıydı ki biraz daha duygusal bi insan olsaydım muhtemelen ağlardım. Üstünde ikimizin resminin olduğu, sıcak su konunca belirdiği sihirli kupalardan! Ona da burdan kucak dolusu sevgilerim gitsin madem, internete giremiyo yavrucak...

27.12.09

kim, ben mi?

Kelimeler kifayetsiz şu an. Belki de yaşamıyorum. Bir hayaletim belki, neden öldüğümü anlatmaya çalışan. Kim bilir belki de gözlerim, ellerim bana öyle bir oyun oynuyorlar ki kör ve sakat kalmayı yeğlerim.

Susup sabahı beklemeliyim. Bakalım güneş yeniden doğacak mı?

karanlığın gözleri

şimdi yoksun
seni düşünebilirim artık
tutar ellerini öperim uzun uzun
kimseler ayıplayamaz beni
yokluğunda seni nasıl sevdiğimi anlayamazlar
işte gözlerin işte dudakların
senin olan ne varsa karşımda duruyor
ayaklarını dilediğim yere götürebiliyorum artık
sevdiğim şarkıları söyletiyorum dudaklarına
ve hoyrat ellerimle seni
her gün biraz daha güzelleştiriyorum
bütün resimler sana benziyor
hayret
bütün aynalarda sen varsın
nereye gitsem peşimden geliyorsun
şimdi sigarasın dudaklarımda
biraz sonra beyaz bir kağıt
ve akşam içtiğim bir kadeh içki olacaksın
kimse yokluğunda bunca sevilmedi
kimse yokluğunda ilahlaşmadı bu kadar
saçların böyle daha güzel
sen daha güzelsin
gelecek mutlu günlerin ışığında
her şey daha güzel
ne var ki ayrılığın adı kötüye çıkmış
yoksa bin yıl daha yaşamak isterdim
ve seni bin yıl daha
ayrılıklar içinde sevmek isterdim
ama biliyorsun nihayet ben de bir insanım
umutsuzluğa düştüğüm anlar oluyor
hiç gelmeyeceksin sanıyorum
o zaman kurşun gibi bir korku saplanıyor kalbime
katran gibi bir yalnızlık sarıyor içimi
yalnızlığımdan utanıyorum
beni sevmesen ölürdüm
beni sevmesen bir çakıl taşıydım şimdi
beni sevmesen bir duvar gibi sağırdım
kördüm bir at kadar
ölümden acıydım ölümden beterdim
beni sevmesen
dünyayı bütün insanlara zindan ederdim
beni bu kadar saracak ne vardı
kanıma girecek
göz bebeklerime oturacak
bir sen fani gibi dudaklarımdan eksilmeyecek
ne vardı
hiç karşıma çıkmasaydın
bu kör olası gözler görmeseydi seni
ne vardı güzelliğini bilmeseydim
bir dua gibi bellemeseydim adını
ne vardı bütün gece
gözlerimi tavana dikerek
seni düşünmeseydim
belki karşımda değilsin yanılıyorum
bu gözler senin gözlerin değil
aldatıyorlar beni
karanlığın gözleri olmalı bunlar
bana böylesine keder veren
gülmeyi,yaşamayı haram eden
bir karanlığın gözleri olmalı
öyleyse sen hiçbir yerde yoksun
sana hiçbir zaman yaklaşamayacağım
yalan bu geçici sevinç, bu nur, bu ışık
bu karanlığın ortasında yanan alev gözler
bu kadeh içki gibi aydınlık
ne dedimse inanma
seni değil kendimi anlatıyorum
sen istediğin kadar
varlığın ta kendisi ol
ölümsüzlüğün ta kendisi
ben günden güne yok olmaktaydım
bütün ışıkları kaldırıp attım bir yana
anlıyor musun
gökyüzü güneş olsa
sensiz karanlıktayım.

Ümit Yaşar Oğuzcan

26.12.09

happy b-day

Bugün sevgili Charlotte'a süpriz yaparak doğum gününe gittim. Şaşırdı çok, çünkü gelmiyorum diye biliyodu, görünce ağzı kocamaaaan açıldı. Güzeldi, tavla oynadık, pasta kestik ve daha da önemlisi yedik onu, hah çok da güzeldi mmhh! :D E tabi biz oluruz da foto olmaz mı, o işe de ziyadesiyle giriştik ve çıkıverdim, geldim eve, bir de ne göreyim, dayımla teyzem gelmişler, iyi ki erken çıkmışım dedim. Gideyim yanlarına eğleneyim bari, ama burdan tekrardan söyleyim:

İyi ki doğdun Charlotte, iyi ki varsın! Ömrün boyunca mutlu, sağlıklı, başarılı olasın ve beni unutmayasın...

25.12.09

deli ya

Az önce dedim ya 'deli ya' diye -farkettim de 'ya'yı da çok kullanırmışız- benim pek sevgili arkadaşlarım var böyle ilginç canlılar şimdi nasıl anlatsam ki hımm? Şaka bi yana, severim de keretaları, kendileri nerde garip, uyuz, aptal saptal şarkı var gidip buluyolar, onu söylüyolar bütün gün. Hayır o değil, benim de dilime dolanıyo, yapma arkadaşım ama. Mesela facebook, mesela yanayım, mesela ismail, ... ve mesela atiye'den 'deli ya'. Şaka mısın sen anlamadım ki ben seni, ne güzel gelmişin yurtdışından, eğitimlisin, kültürlüsün, yap adam gibi yabancı şarkılar veya onu da boşver hadi Türkçe olsun. Ama dedim ya 'adam gibi' olsun. Neymiş efenim 'Deli ya deli ya deli ya, farkım ortada' Cidden delisin sen ya! Egoiste bak sen, farkını döverim be, paçoz!

Tamam, herşey yolunda, sakinim.

bre deli kavat!

Deli Dumrul'u bildin? Hani Dede Korkut Hikayeleri falan filan. Azrail geliyo bu bizimki kafa tutuyo -deli ya- ve Allah'ın gücüne gidiyo derken canını alıcak tam, bizim deli de annem babam verirler benim yerime canlarını diyo ama bakıyo onların canları tatlı, karısına helallik istemeye gidiyo, kiminle evlenirsen evlen de diyo çocuklarım öksüz kalmasın. Kadını da pek tuttum, aferim, ben ölürüm senin yerine diyo ve adam da ikimizin canını al diye yalvarıyo. Affediliyo, hatta 140 yıl ömür biçiliyo karısıyla beraber, onların yerine anne babasının canlarını alıyo. Oh be dinlemişim bugün edebiyatı cidden. Bi de nası ana babaysa artık insan evladı için ölmez mi canım o kadar yıl yaşamışın, cık cık cık, hiç tasvip etmedim oh olsun. İşte o zamanki pek sevgili insanlar demek ki o kelimeyi çok daha farklı kullanırlarmış, ne denli değişmiş dilimiz, onu anladım. İşte bizim deli de sürekli 'Bre deli! Bre deli kavat!' diye sesleniyodu.
Bizim deli. Ahahah.
Şşt deliler napıyosunuz?
10Deliler sizi.
Biz kaç kişiyiz?
Hepimiz deliyiz.
Al dedi git dedi.

Senden benden biraz da ondan nameler...

herkeşler birşeyler istermiş...

Ben de isterim, bana da bana da! Yeni yıl geliyo diye herkes dileklerini dile getirmekle meşgul. Acaba bir dilo neler ister diye düşündün mü sen hiç? Düşünsen de bulamazsın ki! Çok ilginçler onlar. Şimdiye kadar hiç düşünmemiştim aslında ve bakıyorum da gayet olağandışılar. İşte tezimin bir gözlemi daha! Kesin UFO'yum cağnım, veya belki D-LO?

Yeni yıl sağlık, mutluluk, huzur ve başarının yanında biraz da şunlardan getirsin bakalım:
-Duygularımı ve ifade yöntemlerimi kontrol edbilme yeteneği
-Hayattaki zorluklar karşısında daha çok mücadele gücü
-Kendi yarattığım şeye mahkum olmayacak kadar mantık
-Aniden parlamamı önleme gücü
-Hayatımı renklendirecek sevimli olaycıklar
-Ömür boyu unutamayacağım kadar güzel deneyimler
-Ailem ve dostlarıma da, bilirler onlar kendilerini, bana gelecek güzelliklerden daha da fazlası
-Doğacak yeğenime sağlık, huzur, mutluluk, başarı dolu ve benimkinden daha güzel bi ömür; ayrıca mümkünse beğendiğim bir ad :)
-Okumak istediğim kitapları, izlemek istediğim filmleri bi halledebilmek
-Araba kullanmayı adamakıllı öğrenmek
-Para biriktirebilmek
-Gitarda daha çok pratik yapma imkanı
-Annemden Fransızca öğrenmek
-Yurt dışına çıkma deneyimi
-Yurt dışı eğitimim için gerekli hazırlıklarda bir yardımcı
-Odamı doğru dürüst bi düzene sokmak
-Kuş, balık, tavşan veya hamster gibi bi evcil hayvan edinmek
-Azıcık da kilo versem? Çokçuk da olabilir aslında :D

İşte böyle! Bu yeni gençlik de işte'yi çok kullanıyomuş diyor psikoloji hocamız

Umarım gerçek olurlar ve umarım gerçekten mutlu bi yıl sürmeme yeterler. Sen de um blogreader, öyle boş boş okuma be!

22.12.09

uçurucular

Veli toplantısı olmuş. Annem benim zırlamalarıma değecek notlarım olmadığını düşündüğünden kızmış bu sefer. En sevdiğim dersten düşük -85 aslında evet- beklerken 90 almışım. Sevmediğim dersleri de şurda saymamalıymışım. Hafta sonları sınavlar varmış da ben çoğunu takmamışım. Ama ne yapayım abuk soruları olan abuk dersaneyi bence sen de takmazmışın. Üçüncü sınavlar geliyormuş ve bir çoğu test olacağından içim pek kıpır kıpırmış. Atış hareketlerinden insanlar korktuğu için ben de korkuyormuşum da aslında bizim hoca iyi anlatıyomuş. Edebiyat kitabını okumamışım, ama okumalıymışım. Edebiyat için sunum yapacakmışım da, yarısı hazırmış da, ben hala blog yazıyomuşum. Yılbaşı geliyomuş ve ben hiçbir zaman takmadığım noel zırvaları için bu sene pek heyecanlıymışım. Aslında yaşıyormuşum da yeni farketmişim. İnsanlara hep söylemek istediklerimi söyleyince içim pek bi rahatlıyomuş ve hatta karşımdakiyle daha samimi olunuyomuş. Bizim okul çok dedikoducuymuş da ben kusur kalmamışım. Bir yıl değil bir dakika bir arada duramam dediğim insanlarla neredeyse bir dönemi aynı sınıfta geçirmişim. Şubat tatili meğer gelmek üzereymiş. Sevgili B'nin arzusu üzerine yılın başını 23 Aralık'a almışım. Yarın birilerini gülümsetecek bir sürpriz bekliyormuş da blogumu okumayanlar çatlasınmış.

uçurucu derken de şöyle ki sağlık dersinin madde bağımlılığı kısmında uçucular yazıyomuş da biz uçurucular diye okumak istemişiz, kafamız hep kötü şeylere çalışıyomuş

20.12.09

herşey sende gizli

Yerin seni çektiği kadar ağırsın
Kanatların çırpındığı kadar hafif..
Kalbinin attığı kadar canlısın
Gözlerinin uzağı gördüğü kadar genç...
Sevdiklerin kadar iyisin
Nefret ettiklerin kadar kötü..
Ne renk olursa olsun kaşın gözün
Karşındakinin gördüğüdür rengin..
Yaşadıklarını kar sayma:
Yaşadığın kadar yakınsın sonuna;
Ne kadar yaşarsan yaşa,
Sevdiğin kadardır ömrün..
Gülebildiğin kadar mutlusun
Üzülme bil ki ağladığın kadar güleceksin
Sakın bitti sanma her şeyi,
Sevdiğin kadar sevileceksin.

Güneşin doğuşundadır doğanın sana verdiği değer
Ve karşındakine değer verdiğin kadar insansın
Bir gün yalan söyleyeceksen eğer
Bırak karşındaki sana güvendiği kadar inansın.
Ay ışığındadır sevgiliye duyulan hasret
Ve sevgiline hasret kaldığın kadar ona yakınsın
Unutma yagmurun yağdığı kadar ıslaksın
Güneşin seni ısıttığı kadar sıcak.
Kendini yalnız hissetiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü.
Kendini güzel hissettiğin kadar güzelsin..

İşte budur hayat!
İşte budur yaşamak bunu hatırladığın kadar yaşarsın
Bunu unuttuğunda aldığın her nefes kadar üşürsün
Ve karşındakini unuttuğun kadar çabuk unutulursun
Çiçek sulandığı kadar güzeldir
Kuşlar ötebildiği kadar sevimli
Bebek ağladığı kadar bebektir
Ve herşeyi öğrendiğin kadar bilirsin bunu da öğren,
Sevdiğin kadar sevilirsin...

Can Yücel

istanbul'u dinliyorum


İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Bir şey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.


Orhan Veli Kanık

üçüncü şahsın şiiri

gözlerin gözlerime değince
felâketim olurdu ağlardım
beni sevmiyordun bilirdim
bir sevdiğin vardı duyardım
çöp gibi bir oğlan ipince
hayırsızın biriydi fikrimce
ne vakit karşımda görsem
öldüreceğimden korkardım
felâketim olurdu ağlardım

ne vakit maçka'dan geçsem
limanda hep gemiler olurdu
ağaçlar kuş gibi gülerdi
bir rüzgâr aklımı alırdı
sessizce bir cıgara yakardın
parmaklarımın ucunu yakardın
kirpiklerini eğerdin bakardın
üşürdüm içim ürperirdi
felâketim olurdu ağlardım

akşamlar bir roman gibi biterdi
jezabel kan içinde yatardı
limandan bir gemi giderdi
sen kalkıp ona giderdin
benzin mum gibi giderdin
sabaha kadar kalırdın
hayırsızın biriydi fikrimce
güldü mü cenazeye benzerdi
hele seni kollarına aldı mı
felâketim olurdu ağlardım

Atilla İlhan

tutamıyoruz sayın blogreader!

Sınırlarımı aştım sevgili blogreader! Yakında hızıma yetişemeyebilirsin. Ama açığı da kapatıyorum hani sınav haftası filan ya. Neyse, sürekli yazmak istiyorum, sürekli sana da birşeyler anlatmak. Günlük yazmayı başaramamıştım ama bu oluyo galiba he ne dersin? Bak senle şincik en sevdiğim şiirleri paylaşıcam, hazır ol.

Bi de karar verdim, aslında ben şiir yazarım, yazdığım şiirleri de azar azar buraya yazayım, bir de bakmışsın şöhret olmuşum he? Peh, Ütopya'yı seviyoruz.
Yarından haber yok dün bitti
Saatler son günü çalıp gitti
Yeminler yaşlandı dudaklarda
Düğümlendi derken söz bitti

Vagonlar bir dolup bir boşaldı
Kuruyan gözlerim yine yaşardı
Sarardı sırayla fotoğraflar
Ne hayatlar içimde kaldı

Unutursun içim yana yana
Unutursun ölüm sana bana
Zaman basıp kanayan yarana
Unutursun unutursun

Bi de ruh hastasısın. Artık eminim bundan.
Aslında alışveriş yapınca sevinmezdim ben. Ama niyeyse hediyeleri alınca bi huzur, bi ferahlık anlamadım, bütün karamsar ruh halim de birden yok oldu. Salak mıyım ki üzülmem lazım, ne yani paralar gitti hafifledim filan mı? Yok arkadaş, olmaz böyle. Bütçeye zarar. Düzelmeliyim ben yoksa düzeltirim ha!

buldum ki

Neyi diyosun içinden; altılıyı mı sayısalı mı beş yaşımda kaybolan oyuncağımı mı veya aradığımı mı? Yok aradığım halen ''aradığım'', ama ben hediye buldum canlarıma. Öyle birşey ki yenmez, içilmez, giyilmez, atsan atılmaz satsan satılmaz, her baktığında yüzünde tebessüm oluşturacak, ha bi de ipucu vereyim okunabilir. Daha da söylemem. Bunlardan annemde çok vardı, onun zamanında çoklarmış kendileri, hep baktıkça o yılları, o insanları hatırlar, yüzündeki tebessümden anlarsınız ki çok değerlidirler. Ben de hep derdim keşke arkadaşlarım gidip liralar harcayacaklarına bana onlardan alsalar hediye almaları gerektiğinde, diye. İşte öyle birşey... Hem beni hatırlasınlar, unutmasınlar, Amerika'ya gittiğimde, özlediklerinde minik bir gözyaşını silmek yerine ona baksınlar, salyalarını silsinler.

Belki bir gün özlerler diye...

Acıtasyonun alası diye buna denir.

19.12.09

jingle bells

Ah o şarkı, o sevdiğimiz ve bütün yaratıcı yurdum insanlarınca ''cingılbeeels'' diye söylenen şarkı yok mu! Noele beş kala yine dolandı dillere görüyor musun? Görmezsin tabi, duyarsın da söz gelimi işte. Aslında sadece noel değil de kış şarkısıymış da, Lord bilmem ne tarafından yazılmış da, ilk adı ''One Horse Open Sleigh''mış da yani mişmışmuş, hık mık, şöyle de böyle. Bunu okuyosan internettesindir ki gayet rahat kendileri hakkında bilgi bulabilirsin, boşver beni. Ben sadece nakaratı vereyim de yılbaşına hazırlık olsun.

Jingle bells, jingle bells,
Jingle all the way;
Oh! what fun it is to ride
In a one-horse open sleigh.

Bizim evde öyle yok çam ağacıymış süslemeymiş meraklısı yoktur pek, amaaaan kim uğraşıcak ki şimdi gibilerinden. Annem çam dalı koyar vazoya bi tek o yani. Ben de meraklı pis bir özenti olarak -sırıtık- gidip bi alayım dedim süslerim püslerim. Kurmada biraz zorluk çemiş olsam da sivri zekam sayesinde, şimdi yerinde güzel güzel duruyo. Hoş oldu bence, sevdim, egom da tatmin oldu, daha ne isterim?

18.12.09

gelgit

Siyah beyaz yaşıyorum...
İşte böyle hayatım, hep aynı rengin tonları gibi; bazı yerlerde sert bazı yerlerde yumuşak geçiyo hatlar ama renk aynı. Hani gitarı hep aynı telden çalmak olmaz, insanı bayar ya, işte öyle birşey. Garip değil mi? Sevgili B sorunun derinlerde olduğuna inanıyor. Yok ya, görünürde bişey yok ki derinde olsun! Baksana yılbaşı, yeni yıl filan, büyüyoruz hani. Ama ben bi aşama kaydettiğimi hissetmiyorum. Asıl bu yaşlarda hissedilir de durum bende hiç öyle değil. Kendimi küçük hissediyorum, cüsse veya yaş olarak değil, maneviyat olarak. Belki de bu biraz büyüklerin yanında ne kadar tecrübesiz olduğumuzu anlamaya başlamamdandır he, ne dersin? Sınava gir çık, karneyi al gel, sınıf geçten ibaret hayatımız. Hayata atılmamışız daha, her ne kadar büyüklük taslasak da değil mi?
İşte blogreader, burada Amerika hayallerim devreye giriyor galiba. Birşeyler yapmalıyım, bu hayat benim ve böyle devam etmemeli. Topu topu 70 yıllık ömür dersek hemen harekete geçmek lazım sanıyorum. Bekleyeyim 3 yıl daha, sonra kendim başarmaya çalışıcam.
Ama 3 yıl da kolay değil be hacı. Bişeyler daha yapmak lazım, aklına gelen söylesin he, hobi mobi anladım da yani tırt.

no gossip

Dün başlayan ''no gossip'' kampanyamız lise boyunca devam edecektir, ilgililere duyurulur.

İşte bu koca bi yalan, diyesin geldi mi senin de? Bu blogu okuyan biri olarak beni az çok değil oldukça tanıyosundur. Bilirsin beni, kabeş. Ama yok cidden, artık öyle olmayan şeyler, söylentiler hakkındaki nacizane yorumlarımı dile getirmem, daha da gelmem. Çünkü nası hissedildiğini anlayabiliyorum, acı gerçekler diyelim.

Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yermiş, ama yermiş.

Kahrolasıca sivri zekamı seveyim

kış yemeği

Notlarım sebebiyle son güne kadar gitmek istemediğim okulumun yemeğine annemin baskısıyla -şaşırın bence de- gitmekte karar kıldım ve evet dün gece ''oradaydım''. ''Ben kopmam yahu aman sen de deli'' tarzı konuşmalarıma rağmen havasızlıktan dışarı çıktığım anda ''ibiza''yı duyunca koşarak içeri geldiğim anı hatırlıyorum. Hala bacaklarım ağrıyo, of seni. Bugün de okulda bi güzel uyuduk, toplucanasından hem de. Güzeldi ama he, yemek kısmı harici. Yemekteki o garip şeyden sonra iyi geldi kop filan; bi de okulda ne var ne yok baya da öğrenmiş olduk he. Çakal beni.

dostlarım...

Az önce odamı toparlarken bulduğum kitap ayraçları üzerinde yazanlar, hoşuma gittiler aslında, her ne kadar adamın adını okurken bir soluk yetmiyor olsalar da... Abdulgaffar El-Hayati de diyeyim kaynakça belirterekten.

- Kişi bazen ''hayatının anlamı''nın altında kalır, ezilir. Bu noktada suç ne ''hayat''ın ne de ''anlam''ındır. Tümüyle kişinindir. Zira kişi kendini, kendi yarattığı ''şey''e, ''hayatının anlamı''na kurban etmiştir.
- Dostluk, anlaşmayı aşar. Anlaşmak, arkadaşlığın yani öteki ile buluşmanın koşuludur yalnızca. Arkadaş ile anlaşırsınız, beraber gülüyorsanız şanslısınız, ama o kadar!.. Dostluk ise anlaşmakla yetinmez. Tarafları teslim olmaya çağırır. Teslim olmak çıplak olmayı becermektir. Ötekine kırılganlıklarını cesaretle gösterebilmek, egondan vazgeçmek, narsisizminle baş etmektir. Teslim olmayı beceremeyenler arkadaş kalırlar, dost değil. Arkadaşından dostluk isteyen, ona ''güven bana'' der. Ve bekler...

Dostluk... Duyunca bile içim ısındı beeee! İşte burdan bütün dostlarıma selam ederim, bilirler kendilerini onlar zaten, ben sevgimi belli ederim, gülümseç sırıtaç hatta salya.

Ve haftasonu, ve tek boş zamanım, ve yılbaşı... Hediye demek bunların hepsi. Hem katıldığım çekilişler için hem de canlarım için hediyeler, ciciler, biciler almalıyım. Gitti yine paracıklarım huleyyyn!

Kah keh kıh kih.

15.12.09

biiitttiiii

Ya-şa-şın! Ne dediğimi bilmiyorum sayın blogreader, bu devanası habere ne denir ki! Sınavlar bitti kuzucum, güzin ablan tekrar karşında! Aslında bazı arkadaşlar içimdeki tüm neşeyi söndürdüler ''6 ocak yeniden başlıyo hıaaaaa'' diye filan ama bu neşemi kimse engelleyemez yani. Yılbaşının gelmesine hiç bu denli sevinmemiştim. Madem böylesi bi neşe varken değerlendirmeliyim, bolcana eğleneyim. Çam ağacı falan süsleyeyim, bişeyler alayım, yeni kıyafetler, ciciler, biciler...
Hafta sonları da hep dersane sınavları he. Öf aman yani. FEM'den arayan tarih hocasının önünde saygıyla eğiliyorum ayrıyeten. ''İnşallah görüşürüz yavrucum, fdd'nin de soruları çok iyidir maşallah, Allah yar ve yardımcın olsun, bay bay'' Çok deliydi, zor tuttum kendimi.
Notlarım da deli. Herşey deliler bu ara. Cağnım okulumun cağnım sınavları sayesinde sayısalda notlarım üç filan ve bu nota göbek atıyosun hani. İnsanlar ''Fizikten 65 aldım yaaa'' dediğinde ''Oha ineksin'' yanıtını verdiği bi okulda ne denilebilinir ki?! Ama 22 sınavından 14'ü 100 olan dönem birincimize bişey diyemiyorum, yok öyle birşey!!!
Are you still alive dude?
Aşka uçma, kanatların yanar.

Aşka uçmadıktan sonra kanatlar neye yarar?

Aşka vardıktan sonra kanadı kim arar?


Şairlerin bu kapışmasına wu-hu diyesim de gelmedi diğil hani. Biz de dönemcenek Elif Şafak'tan öğrendik, hayırlısı.

13.12.09

ümitsizseniz ümit sizsiniz!...

Sertab iyi ya, aferim ona. Sevdim yeni şarkısını da. Biraz da söyleyemediklerim işte... Boğazda düğümlenenler... kemküm...

Sorma bu ara şu halimi
Bu acıların hepsi mi daimi
Yazık oldu her iki tarafa da
Şimdi sence daha iyi mi

Bir gün oldu iki gün oldu
Ay oldu yıl oldu ümitlere
Unutmuyor gönlüm seni
Seviyor her gün her gece

Yoruldu duruldu kırıldı vuruldu bir kaç kere
Yazılıdır hepsi hikayede

Yok mu bir haber alan, yok mu gören
Bu mudur adetin bu mudur tören
Yaz ya da söyle bulamadım böyle
Neresi açık adresin neresi yören

11.12.09

aya benzer göbeğim...

9 sınavı atlatmış sınıfım insanı, odtü konferansından da sonra ''bitse de gitsek'' modundadır. Hafta sonuna erme gayesi. Sevgili dil anlatım hocamız da acır halimize tabi, sessiz sinema oynamayı önerir. İlk film bulma sırası bizimdir ve tiyatrodan anlayan bi arkadaş sayesinde zor birşey bulmuşuzdur, anlatmalarını istediğimiz ''Ay Işığında Şamata''dır. Karşı gruptan C arkadaşımız debelenerekten ayı anlatmaya çalışır, durur. Hatta videoya bile alınmıştır bu çabaları. C, bir arkadaşı kaldırıp elinden tutar sınıf içinde hoplaya zıplaya gezmeye bile başlar. Tabi ki süper zekasında bir ampul yanmıştır. C, eliyle göbek işareti yapar -hani vardır ya böyle ne bileyim elleri önünde birleştirip tutarsın filan- eğlenir kendi çapında derken süre biter, cevap yoktur. Bizim gruptan B de ''Aya benzeeeer göbeğim...'' diye şarkı söylemeye başlayınca sınıf İstiklal Marşı'na kadar kopar, güler, eğlenir.

Hava muhalefeti nedeniyle sınıflarda okunan marş, güzel güzel giderken birden bizim sınıfta ses kesilmiştir. Kaçırmışızdır güya, ama bir türlü başlayamamışızdır. Gülmekten olsa gerek. Ama en son ''Hakkıdır Hakk'a tapan milletimin istiklal!'' dediğimi hatırlıyorum, en azından başı ve sonu var. Zararın neresinden dönülürse kardır.

kurşun kalem

Bir mazimiz vardır onla, ilkokula onla başlamışımdır, ucunu açıp açıp sivriltmekten haz aldığımdır. Hatta bi arkadaşımla hangimiz daha küçük kalem kullanıcaz tarzında bi yarışmamız dahi olmuştur, eğlencelidir aslında. Ama işte mazi, hem de 5 yılın üstündeki bir zaman diliminden bahsediyorum. Veee nostalji işte buna denir! Dün kalem kutumu sıranın altında unutan ben, evdeki tüm kalemleri ona koyduğum için eskilerden kalma kurşun kalemimle idare etmek zorunda kaldım. Özlemişim keretayı, ama alışkanlıklardan da vazgeçemiyo insan. Kalem çevirmeydi filan zevk alınmıyo onda, uçlu en iyisi bakma sen.

ah biz 10 Deliler...

Eser hocam, canım hocam, nete kadar vardı size olan sevgim. Biyoloji sevgimin bir tutkuya dönüşmesini sağlayan insan o: Eseeeeer Konguuuuur! Çok gerekmedikçe not aldırmaz, ama kim not alıyo kendisi konudan bahsederken kim almıyo iyi bilir, ona göre ölçer biçer sözlüsünü. Gerekmez de not almak aslında, eğer eser hoca giriyosa dersinize. Sınavda en kötü 70 alırsınız hiç çalışmasanız. Kendini dinletmesini iyi bilir, zaten kopamazsınız ki dersten! Derste öğrenmek işte budur, öğretmek budur, dersiniz. Şekerdir, cicidir, yani ne biliyim her türlü iyi sıfat kullanabilirsiniz onun için. Sınavlarda kopya çektirmez ama, zaten çekmem de öylesi saygıdeğer bi insana karşı.

Her neyse, kendileri çok çeşitli laflarıyla, rahat konuşmalarıyla meşhurdur. Gerek ''Totonuzu kaldırın bakiim, danacanlar!'', ''Sitoplazma, yumurta akı kıvamındadır, kulak memesi gibi hani, ne bileyim işte, bıngıl bıngıl!'' gibi gibi tabirleriyle, gerek soda şişesine oturup ölmeyi bekleyen adam üzerine yorumlarıyla bizi koparan, dillere destan olandır. İşte yine, salı günü toplucana koparken biz 10 D sınıfı canlılarına 10 Deliler demiş ve bu böyle kalmıştır.

İki sene de Deli oldum he ben. Hazırlık Deli'si ile 10 Deli'si. Vay gidi bakalım daha ne deliler görücez!

Deli deli zır deli kulakları küpeli tadında bi hayat işte bu da.

bir öcü gördüm galiba

Amanın! Yine buralarda, blog semalarında bir dilo göründü. Yok, öcü dediğim ben değilim tabi. Eheh o derece mazoşistleşmedim; yoksa ben artık gerçek bir mazoşist miyim? Hünk.

''Sınavlarım canlarım benim. Onları ben çok severim.'' Bugün edebiyatçımız bi yazı istedi bizden sınavla ilgili. Zaten ne ödev varsa bana veriyo da, derste görüyo bi ben dinliyorum kendisini. Çekeyim cezamı ben. Ben miyim hocayı takan! Al bana. Neyse, yazıya öyle başlamadım tabi ki. ''Öğrencilerin kabusu olarak da tanımlayabileceğimiz sınavlar, başa beladırlar. Canları cehenneme! Geberin emi! biiiiip'' tarzında yazabileceğimi düşündüm, olmazdı tabi, ayıp, sonra dedim en iyisi bırakayım ben bu işi, anneme filan sorayım sınav hakkındaki düşüncelerini. Öğretmen ya, bi de unutmuştur sınavın ne denli berbat birşey olduğunu, güzel şeyler yazar kesin.

SI-NAV-LAR! Harfleri toplasam anca 8 ediyo; ben bu hafta 9 sınav oldum huleeeeeyyynnnn! Aman diyeyim bizim okulu kazanmayın, gidersiniz filan mazallah, sinir hastası olur çıkarsınız. Adrenalin tavan yapıyo kesinlikle.
Kısa bir özet geçeyim haftayla ilgili, her sınavı tek tek anlatmam tabi, derin izler bırakanlar sadece... Geometri; seyiyorum ben bu dersi! Aman da aman açıymış, kenarmış, bağıntıymış, yerim. Evet fenciyim ama en yüksek sayısal dersim o olur heralde. Matematik ki herşeyim, hocamı severim süper anlatır filan, öyle hatalar yaparım ki sadece işlem hatasıdır ama sevgili hocam oraya kocaaaa bir sıfırı yazmıştır bi kere... Elden ne gelir? Böyle demiyorum tabi. Moralim çok bozuk. İşte burda mazoşistliğim devreye giriyo sanırım. Bütün gün yas tuttum, zaten bir saat boyunca okulda ağlamıştım, eve geldim bi iki katı kadar daha matemliydim. Sonra sevgili abimin telefondaki neşesini, annemin motivasyonunu görünce güdülendim ve işte, doyuma ulaştım, karşınızda, burdayım! Yazacaklarım birikti, bir ordu bekliyor seni...
Psikoloji sınavım vardı da bugün, çok mu belli oluyo?

3.12.09

bu gece son

Gidiyorum buralardan sevgili blogreader. Gün geldi çattı. Diyosun bu kadar erken olmak zorunda mıydı? Evet malesef, ineğim ben ya ondan yani, çalışırım filan hani. Yarın da topu topu bi saat one tree hill izlerim etkinlik olarak, o kadar. Bi daha da gelmem, van minut! Yok gelirim canım, o denli acımasız değilim, seni intihar eşiğine sürüklemek olur ki bu en son isteyeceğim şey. Hep böyle mütevazi olayım ben, aferim.
Artık haftaya cuma görüşürüz. Gitmeden fonu da vereyim, melankoli tepe noktaya varsın:

Bu gece son biraz sonra
Bu kapıdan son kez çıkıp yine kendimi
Vuracağım yollara
Kimbilir kaç kere ıslanacak yüzüm
Elimi tut düşman olma
Ne olur parça parça olmasın içimiz

Mutlu ol iyi bak kendine
Ne olur gözüm arkada kalmasın
Uzun uzun seneler var önünde
Gün gelir sevgilim
Acıya alışırsın alışırsın

2.12.09

kan-ka

Bugün çoook güzel ve özel benim için... Kankam, canım kankamla harbi kankardeşi olduk biz! Bazılarına göre çocuklukta kalmış şeylerden biri olsa da aslında büyüdüğünde, asıl arkadaşlarını edindiğin lise zamanlarında yapılması gereken birşey, her ne kadar sembolik olsa da. Ömür boyu birbirimizden kurtulamayacağımız sinyallerini de almış bulundum, sevindim pek. Bekle bizi Kaliforniya!

caps lock tuşun açık kalmış yavrum, büyük konuşuyosun

Bir insana ömrü boyunca taşıyacağı ve taşımaktan gurur duyacağı bir isim bulmak... Çok zormuş gerçekten bunu anladım. Kararsız veya tutarsız olmamdan değil, hem ailenin beğeneceği hem de o insanın zorluk yaşamayacağı bir isim bulmak deveye hendek atlatmaktan beter. Ders aralarında, hoca boş bıraktığında falan düşündüm birkaç şey de hani kimseye beğendiremedim. Ay bi de tabi erkek çocuğunun dedesinin adını alması gibi aptal ötesi bi gelenek var ki sanıyorum beni çok uğraştıracak. Hayır ya o ne öyle sanki yeğenimi değil babamı kucağıma alıyorum!?&%+^ Tüyler ürpertici... Hem ben gayet mutluyum o kadar geniş sülalemde tek olmaktan, babam da tek olsun, yeğenim de tek olsun canım; insanın egosu tavan yapıyo hani.Ego tavan mavan diyince aklıma geldi sevgili facebook'un güzide laflarından biri: Caps Lock tuşun açık kalmış yavrum, büyük konuşuyosun. Böylesi orjinallikleri bulan insanları tebrik etmek lazım, hatta kendileri facebook ile o denli haşır neşirler ki bazen 'okuldan değil de facebook'tan mezun olucaz' gibi şeyler de görebiliyoruz, yazıktır acırım kendilerine. İnternet sitesi köleleri. Yakında ebenizi değil beni bulucaksınız orda bi yerde, sonu acı olucak, benden söylemesi. Hem nerden nereye geldim, bırava bana.

Eee, ne demiş recep abi: Feysbuk da amele gaynıyo!

1.12.09

kabus geri döndü

Bloglar açtım, açıldım saçıldım, nete sarıldım bi bütün oluşturdum filan derken hoppala! Cumburlop sınav haftasına düşüyorum sanırsam. Ve tabi muhteşem sınav takvimimiz. Defterin kapağını açmadan sınava girsem 70 alırım dediğim biyoloji tek güne koyulur mu ama olur mu böyle? Cik cik cik, yadırgadım yani.

Perşembe akşamından sonra ben yokum sevgili blogreader, bu kötü haberi vereyim dedim. Biliyorum bensiz yaşam anlamsızlaşacak, tadı tuzu kalmayacak hayatın ama insanız elbet. Error veriyo sistem napayım, tek çekirdekliyim abi. Harici bi harddisk mi gerekicek acaba bilemedim... Yok ama o doğaçlama oluyo olursa, böyle önceden hazırlanma falan beni bozar. Harici harddisk dediğim de kopya, hani lazım olur diye ama yok ben mutluyum böyle saf çocuk olarak, gerek yok yani, çalışırım ben, evet ineğim de, yüzüme vurma lütfen.

Ama hani yanarım yanarım, okulumun pek nadide sınav haftalarına yanarım yahu! Ömrümün o haftası resmen yaşanmamış gibi oluyo; her sene 6 hafta eksik yaşamaktan bahsediyorum ki berbat bi durum. Neyse, hadi yine iyiyim, sevgili okulumun 5 yıllık işkence sürecinde 13 sınav haftası bitti, 17 kaldı, azı gitti çoğu kaldı hesabı, yine iyi bence. Evet biraz sıyırdığımın farkındayım, boşver takma sen beni...

Herşeye rağmen: Don't worry, be happy!