24.2.10

iki boncuk

Güne güzel bir başlangıç için sağlıklı bir kahvaltı edin. veya her ne zırvaysa...

Üç aydır filan kahvaltı yapmadan gidiyodum okula, sabah hani insan zaten yeni uyanmış, gözü görmüyo birşey, bi de yani akılda yatağa geri dönüp uyuma düşüncesi varken yemek yenmiyo cidden. Hele bi de on dakika bile fazla uyumak isteyince yemek vaktinden kısınca hiç olmuyo. Ama bugün ilk dersim boştu, kıvırcığımı da ikna ettim, sabah gittik kahvaltı ettik pastanede, öyle gittik okula. Ama tam böyle kahvaltının en hoş yerinde hop, sevgili pek yaşlı rehberlik hocamız N. girmesin mi içeri! Biz hemen montlarımızın önünü kapattık, masaya iyice yapıştık filan, neyse ki görmedi. Biz de yavaştan kalkalım dedik ve dışardaki masalarda bizim dönemden bir grup insan görmeyelim mi! Asıl onlar şaştılar bizi gördüklerine, inanılmazdı çünkü bu, biz nası yapardık bunu ve ooo diye bi ses yükseldi, takmadık tabi.

Her neyse, sınıfa girdim ve araya bi sıra koymuşlar, bizim sırada tahtanın bitişiğinde resmen. Çekmelerini rica etmiş olsam da arkanın boş olduğunu, istiyosam geçeceğimi söyleyince birileri, ben de hop kalktım en arkaya gittim. Sınıftan sesler yükseldi, alkış falan, hatta ''Darbe!'' sözleri duyuldu, baya eğlendim ama yani, ay sizi deliler. Beni de ön sıra kuşu sandılar peh.

Bugün okulda feysbuka girince telefondan bi grup gördük ve fena kopardı bizi. Öyle böyle değil, tikilere hakaret filan ama bildiğin komik yani, özel bi cümle bence, bayıldım (!)

İki boncuk takınca oldun tikky,
Bu akılla gidersen... yok devam ettiremiycem, benim ahlak sınırlarımı zorluyo, en azından ''sizin bildiğiniz kadarıyla benim sınırlarım'' bu kadar.

Yarın da interneyşınılsıkipsıkuldey her ne kadar, ama ben buna katılamıyorum maselef. Trigonometriye başlıyoruz, mayoz da var hani kaçırılır gibi değil. Ama sevgili BigLion'un ziyareti aksatılmayacaktır, çıkışta görüşelim dostum kabeş. Kendileri bi de özel sipariş veriyolarmış taa hasta yataklarından, pasta alın filan, vay seni, vay vay.

Bu arada yeğen 2.8 kg olmuş he, ben bile bi buçuk kilo doğduydum, vah beni, yavrum, fakirmişim ben heee ondan diyolar, bööğyn! Annem yaşlıydı, sigara içiyodu, sekiz aylıktım, filans hani, yoksa ben interneyşınılhospitılda doğan bi insanım, her ne kadar bu adı beş yaşıma kadar söyleyememiş biri olsam da. Bi de bu hastane Bakırköy'de tabi, mekan tartışılır, ama çekiyo naparsın, deli. Neyse ya işte iki hafta içinde bile gelebilirmiş, erken doğum olaraktan. oOoOo bir iki üç .... adı yok be!

23.2.10

eline sözlük gözüne gözlük

Kabataş'ın sözlüğü de ne biçimmiş! Üye olmadan göremiyosun filans. Şaşırdım, var diye biliyodum veya öyle olmasına inanmıştı beynim, yeni açılmış sanırsam. Hayır yani kimselere bişey dediğim yok tabi ki, henüz gördüm ve birden sözlük diye bi olgu geldi aklıma, uzun zamandır elimi ayağımı çektiğim. Ah bizim eski sözlük, ilk veya ikinci lise sözlüğü müydü neydi, gerçi şimdiki de iyi ama yazmaya hevesim yok pek. Neyse bak gör mis gibi sözlük.

http://sozluk.hasalportal.com/

İlkokulda bizim basket maçları olurdu, tezahüratlarda hakem hatalı olunca böyle derdik, akşama da sesimiz kısılırdı, güzel günlerdi be.

dersmioneki

Bu ara çok tembelim sanırsam ki internete girmeye bile üşeniyorum, hani bildiğin eve gelip yemek yedikten sonra tivi karşısında yığılıp kalıyorum. Ödev zaten yapmam, bilirsin, işim olmaz.

Dadı izliyodum, bitiyo ama çok üzüldüm he. Dün de Chuck başladı, her ne kadar abimin gelişiyle izleyememiş olsam da heyecanım ve mutluluğum gayet bozguna uğramış değil. Sevgili abim sırf ona gitmediğim için anneme beni kötülemeye başladı son çare. ''Bu da göya cumartesi tofıla gircek ha, çak mak izleyerek sınava girilmez öyle, biyons dinle yetmez heheyt, anne şuna bak çizgi film gibi başlıyo, ne bu ya yüzseksenbeşdolar gittiiii!''

Tarih derslerini renklendirmek amacıyla -nası olsa belli de olmuyoruz inek tayfası olarak önde, ama kimse bilmez bizim derste ne koptuğumuzu- iğrenç espirilere gülmeye hatta bilgimize bilgi eklemeye çalışıyoruz bu ara. Çok eğlenceli ama inan bana, denemelisin bence. Hatta ciddi birkaç ders dışında devam ediyoruz bu ve bunun gibi dersmioneki eylemlerine. Mesela psikoloji dersinden hatrında kalmış olacak ki bugün sevgili sıra arkadaşım G. ile son derste sıkılmış, bunalmış ''Edebiyat nası kaynar?''ı düşünürkene hoca bi arkadaşımız sunum yapsın diye bilgisayarı açsın filan ister ve bu arkadaşımız da hep bilgisayarı açmaya meraklı, bir o kadar da beceriksiz olduğundan ben bu fikrimi G.'ye bildirim, ''Ulan hayvanlar bile bikaç tekrardan sonra öğreniyo ama...'' diye başladığı cümlesini bitiremez, çünkü kendisi de farketmiştir ciddi ciddi hakaret ettiğini, ama komiktir napalım güldük baya.

Bugün dedikodunun değil de dedikodu yapmanın sınırlarını aştık, guiness'e yollandık artık kıvırcığımla. Hayır herşeyin bi adabı var ama biz sınırtanımayandedikoducular olaraktan iş başındaydık. Kıvırcığım sınıfındaki birinden bahsediyodu bana, şapşallıklarından filan, ben de ''ayy salak işte'' diye onaylıyodum. Amma fakat ve lakin o kişi bizzat bizim yanımızdaydı, arada elli santim var ya da yok. Hani nerdeyse ''gel buyur, biz de seni çekiştiriyoduk zaten'' diyecektik.

Bu kadar neşeli olduktan sonra şundan da bahsetmeden olmaz tabi, pek bi üzüldüğüm bi an oldu, ama vefasızları sileceğime söz vermiştim kendi kendime ve sözümde duruyorum, o benim için bitmiştir, yeteri kadar kredisini kullandı.

Her neyse, yarın için planlarımız züper, hatta ertesi, hatta daha da ertesi gün için. Coming soon!

4.2.10

lüküs hayat

Herkes kapris yapsın olur mu? Ergenlik sorunlarını halledememiş yetişkinlerin kaprislerini, bendeniz, saygıdeğer kırk yaşındaki koskoca insan çekeyim.

Her neyse, mutluyum, kimse de bozmasın. Her ne kadar son kullanma tarihi yarın olan bi mutluluk olsa da, buna bile mutluyum, bir gün bile yeter.

İstediğim dersaneye kabul edildim bugün, yüzdeyüzburslu. Çok happy feet'im yani, sorma. Kıvırcığımla aynı dersanede olucam, sürekli beraber, ay yerim.

Saçımı kestirdim bugün. Her ne kadar istediğim uzunluk ve şekilde olmasa da artık saça bu kadar üzülmemeyi öğrendim ve bu çok iyi birşey. Gömlek sıyrılıyor mu he ne dersin?

Bi arkadaşın doğum gününe uğradım bugün, bildiğin uğradım ama yarım saat, neyse ki uğramışım ve de, pek bi sapıtıkmış sonrası, sevmezdim. Mis gibi evimdeyim, uykusuzum elimde, ayaklarımı uzattım, keyif çatıyorum.

Oh ne rahat lüküs hayat, bak keyfine yan gel de yat.

Çok sevdiğim adaş arkadaşlarım, önce Lua, sonra BigLion olmak üzere kazalar geçirdiler, hatta ben de bir öküzden son anda kurtuldum, geçmişler olsun kendilerine, şoklar da geçirdim bi an.

Bugün bir sevgili S.'nin, arka sırada oturan arkadaşımın doğum günü. Kendisi her ne kadar beni kabakgözlü ilan etmiş ve de zevkime hakaret etmiş olsa da pek severim keretayı; çok mutlu kutlu doğum günleri, süperveötesi hayatlar, bolcana sağlıklar diliyorum kendisine. Bi gün zengin olursam evimi de o çiziverir artıkın, o kadar bloglardan sesleniyoruz canım.

Bu arada o bilmiyor ama buradan ilan ediyorum ki gözlerini kırpıştırmasını ve o uzun kirpiklerini çok seviyor ve yandaki şahsa benzetiyoğrum. tiviti seni.

üşümek

İlginç günler yaşamaktayım. Hepsi birbirinden tatsız, hepsi birbirinden soğuk günler... Onca sofistike şey yaşadım ama üçü bir ayrı. Evde yaşadığım sorunlar, içimde bunu bastırıyo olmam ve arkadaşımı kırmış olabileceğim fikri; beni korkutuyor, üzüyor, huzursuzlandırıyor.

Birşey düşünmüyorum, çünkü çok şey düşünüyorum aynı anda. Heyecanlı heyecanlı içimden söylüyorum: Ev? Haftasonu? Dersane? Kuş? Abim? Sınav? Tenefüs? Yemek? Her ne kadar bunlar benim yararıma olan şeyler olsa da bir kez durup diyemiyorum ''Ya ben?'' Hayır cidden ''Kendime ilgisizim, ay ben ne kadar düşünceli insanım, hep diğerlerini düşünüyorum yaahu!'' filan dediğim yok. Ama bütün bunları düşünebilmem için de akıl sağlığım önemli ve ben şu an onun gerçekten de iyi durumda olduğunu düşünmüyorum.

Sahte gülmek... Her zaman isteyerek yapılan birşey değilmiş aslında. İçin huzursuz, sen mutsuzsun ama yüzünde güller açıyo, insanlardan gülümsemeni esirgemiyorsun, sen bunu yaptığını bilmeden ve gerçekten sorunlarını halletiğini zannederken. Yaklaşık altı aydır, gerçekten kendi halime ağlayamıyorum.

Bir de insanların hiçbir şey olmamışçasına davranması, hatta belki bugün benim de aynı şeyi yapmış olmam...

Of! Boğuluyorum...

Ve şimdi gerçekten üşüyorum...

Ve telefonum aramaya kapalı, ''Dadı''nın tekrarlarını izleyerek gülen bi insan haline geldim, içimden küstüm herkese, her şeye, hayata, sonra barıştım da tekrar, atasım var kendimi köprülerden, zahiriden hatta dünyadan ıraklaştım gitgide, bir kuşum var beni kıskanan, beni seven, şimdi bi de öten, bana çok alışan, hatta uçmaya bile başlayan, ama o bile tırmaladı bak. Ama yine kuşum da kuşum.

Evet, şimdi tam bir UFO'yum.

Hatta sabah, arkadaşımın iki gün sonra beni beş yaş büyümüş gördüğünü söylemesi yaşlandığımı da gözler önüne seriyor. Belki gözler altında mor halkalar? Zombi?!

In your head, in your head, they are crying...

en sevdiğim krallık


Çocuk olmayı çok mu özledik acaba???

Bebe bisküvisi, eti cin yemeyi, kaydıraktan kayıp tahterevalliden düşmeyi, annemizin topuklu ayakkabısını giyip yürümeyi veya abimizin ders kitaplarını çalıp çalışıyormuş taklidi yapmayı ne kadar çok konuşur olduk bugünlerde... Sanki o hep içimizde bir yerlerde değil mi? Çocuk olmak, içimizde değildir hatta, bizizdir, ta kendimizdir. Hani şu oyuncak dükkanlarına girip dalga geçişimiz aslında biraz da özlemimizden kaynaklanıyor. Halbuki o kadar çok yıl da geçmedi aradan, hani böyle konuşuyorum diye kırkıma henüz girdiğimi filan sanma, ben de bir ''super sweet 16''im. Ama yine de insanların senden büyüdüğün için yaşına göre davranması, sana bir sürü görev yüklemesi, artık nüfus cüzdanından bile sorumlu oluşun seni çocukça davranmaktan alıkoyuyor. Ne yazık ki herşeye rağmen dilediğimi yaparım diyenlere de iyi gözle bakılmıyor.

Ben biraz da dışarıyı takmayanlardanım sanırsam. Aklıma geleni yaparım arkadaş. Çok da umrumsunuz yani, beni seven olduğum gibi sever zaten. Neyse ki kendim gibi arkadaşlar da edindiğim için bir problem yok. Diğerlerinin şaşkın bakışlarına maruz kalsam, arkamdan konuşmalarına şahit olsam nopırablım yaneeeee.

Çocukluk, sadece doğumdan belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur.
Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır.
Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır.
Edna St. Vincent Millay

if today was your last day...

Güzel şeyler buldum aslında, bunları sizler de okumuş olun, ben de geri döndüğümde tekrardan okuma fırsatı bulayım, iyi fikir.

Hayatta kimse için ağlamaya değmez
Ağlamaya değenler zaten ağlatmaz
Birgün ağlaman gerekirse başını dik tut ki
Gözyaşların seni ağlatan kişi kadar alçalmasın

Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz. KIZILDERİLİ ATASÖZÜ

Yaşamı anlamaya başladığın andır durabilmek ayak üstünde... Sorun bu zaten ... Başkasıyla olmak, başkasının olmak değil. Kendi başına başkasıyla, başkasıyla kendin olmak...

Olabildiğince unutmak ve gülmek; hatırlayıp da üzülmekten daha iyidir.

Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır. C.PAVESE

Ayakkabılarım olmadığı icin üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar. BALZAC

Uçurtmalar, rüzgar kuvvetiyle değil, bu kuvvete karşı uçtukları için yükselirler.
WILLIAM CHURCHILL

Azıcık da Nickelback attıralım şöyle, anlamlısından.

If today was your last day and tomorrow was too late
Could you say goodbye to yesterday?
Would you live each moment like your last
Leave old pictures in the past?
Donate every dime you had, if today was your last day?
What if, what if, if today was your last day?

14 sensin şubat da...

Bakma sen güllere, içimi açtılar diye koydum, yoksa ben papatya severim tek, sade ama zarif.

Hep yazasım geliyo, ama hemencecik kaçıyo blogreader, yani şimdi salondan odaya gidene kadar ohooo! Bi de bilgisayarın tuşuna basıcaksın, klavye, mouse derken üşendim bildiğin. Ama ne yapsın bu blogger'ın, o da can yani, haftasonusu böyle cumburlop hopturhop geçince hiç olmuyo, dinlenemiyo yani.

Cumartesi evden dışarı adımımı atmadım, pişman da değilim. Ama pazar, dersane vardı, of lanet, başlıktan da anlayacağın gibi o dünya gerzekler gününde, kadıköyde bulunma şerefine nail oldum. Bahariye'den altıyola doğru yürüyorum, amanın bütün insanlar mı bana ters tarafa yürüyolar aceba, hiç aşağı inen görmedim, hepsi yüzüme hin hin bakaraktan geçtiler, tek tek gelseler olurdu ama hepsi çifttiler. El ele, diğer ellerinde de güller ve hediye paketleri olan gerzekler. Gerzekler diyorum şimdi alınıyosun, onlardan biri de sendin dimiiii? Şaka bi yana, kimseyi tanımadan niteleme gibi bi hakkım yok elbet ama, o an öyle geldi içimden. Nerdeyse annemi filan arıyodum, gel al beni be, soldan soldan geliyolar, diye. En son otobüs durağına vardığımda, evet, işte o an yalnız olmadığı hissettim. Onlar da benim gibiydiler, diğerlerinden usanmış olmalılar ki kadıköyden kaçarcasına sabırsızdılar otobüs için. Normalde o denli kalabalık olmaz o saatte ama yüz kişi vardı dün yani. Sevgili otobüsüm beni yirmi dakika bekletti ve nineler, dedelerle baya iyi vakit geçirdim ben de. Ama otobüste insan kılığına bürünmüş bazı hayvanlar oturmak istediğim yerleri ittire kaktıra geçip kapınca tam bir saat ayakta durdum, geberdim, duraktaki arkadaşlarımı (!) özledim.

Kuşum bana alıştı baya, beni camdan görüyo olsa gerek, ben içeri girerken kuduruyo, taklalar atıyo. Hatta bi ara yanından biraz uzaklaştım ve ona seslendim filan, salak, nerdeyse boğuluyodu atlayıp zıolayarak bana ulaşmaya çalışırken, kafasını sıkıştırdı. Yavru ya daha, şapşal biraz. Kimse ona corç demiyo ama, hatta ben bile demiyo olabilirim, maviş diyolar, mavişim. Ahah yine cırladı içerden, yerim sesini. Bi de bugün ilk defa elime alıp kafesten dışarı çıkardım. Elimi nası ısırıyo veya ısırmaya çalışıyo desek daha doğru olur, sinek. Ama benim sesimi duyunca uysallaşıyo, kafasını seviyorum, o küçücük kafasını, öpüyorum, yenilesi yaratık. Sıcacık varlık, hakikaten, insanlardan çok çok daha sıcak. (hem zahiri hem batıni bağlamda, uyes işte dilo, işte artist kelimeler)

Bi de artık kimseyi eleştirmiyorum. Çünkü önemli olan kimseye aldırış etmeden -tavsiyeleri, nasihatları duymadan değil, yanlış anlaşılmasın- yaşayabilmekmiş, asıl başarı buymuş, anladım. Kimseyi de yakından tanımadan, içini bilmeden yargılamıyorum. Genellikle de dünya işlerinden uzak durmaya çalışıyorum, kendi açımdan yani. Bak felsefem işte yahu, beni gidi beni!

Anladın sen beni. İşte öyle birşey!

küçük dilo vukuat 1

Bugün ilginçti bi bakıma. Falcı bacının dediği gibi gömleğimi çıkarmaya başladım galiba. Kuş alıcam dedim aldım bak, aslında felsefemden kaynaklı bu yahu, bravo bana ki uygulamada kararlıyım.

Dün akşam banyodan sonra saçlarımdan sıkılmış olucam ki topuz yapmışım ıslak ıslak. Bi de malum her gün uyuyorum ya, yine sızıvermişim. Bugün saçlarımı bi açtım böyle buklemsi olmuş, güzel bi saç şekliydi, değişiklik olsun dedim, yandan ayırdım bu sefer ve gittim okula. İnsanlar pek beğendiler ve beğendiklerini de gerçekten hiç çekinmeden ifade ettiler, yakın olanlar da, olmayanlar da. Woo-hoo herkese teşekkürler. Egom tavan yaptı, uçuyo muyuz?!

Annemin Corç için tek dileği: Umarım kuş gribi olmaz! Yok sen ''hastalık hastası''sın bence veya direk tek kelime de kullanılabilir.

Civcivime olanı bilmiyosun sen tabi. Şu an daha bi fazla gülüyorum. Zavallı kuş da, ne çeker kimbilir benden. Bir varmış bir yokmuş, bir bonus kafalı küçük dilo varmış. Ailesi ona civciv almış. Hava da sıcakmış. Dilo bakmış, civcivler hiç su içmiyo. Gözlemci de hani, çakal seni, tam genetikçi. İşte en son acımış ve karar vermiş; içireyim şu zavallılara ellerimle, demiş. Civcivin kafasını uzun bi süre suyun içinde tutunca, ne canlı bir civcivden, ne de dilo'dan daha haber alınamamış. Bitti.

Cani? Değilim kesinlikle, asla. Çocukça bir gözlem, ama kontrolsüz bi deney. Naparsın çocuk aklı işte! Peh.

hey corç

''Hey corç versene borç, olmaz maykıl bende de yıok.''

Severiz bu tekerlememsiyi dimi? Ne diyorum ki ben acaba, şimdi de acaba corçla maykılı mı inceliyorum diyosun tabi, yok ben şimdi seni Corç'la tanıştırayım:Evveeet! Çok yakın arkadaşlarım veya annem ve abim dışında ailemin diğer ögeleri de bilmiyolar bunu ama şöyle söyliyim ki ani bi karardı açıkçası. Dün anneme demiştim ben inicem servisten beraber gidip alalım diye ama sevgili (!) üst komşumuz teşrif edince annem çıkamadı. Benim de gidesim yoktu, gün içinde aklıma bile gelmemişti ama birdenbire indim servisten ve aldım onu! Yerim kendisini. Bu kadar isim düşündükten sonra kısa olsun dedim ve Corç'ta karar kıldım, BigLion'a teşekkürler...

Beyaz gibi görünüyo tabi ama küçük o daha abisi/ablası, büyüyünce sırtındaki maviler daha da artacak ve daha da güzel olucak.

Mutlu mutlu.

that night goes on

Kıvırcık geldi bugün ey ahali! Ne mutlu bana ki onla iki günüm daha var haftasonuna kadar. Gördüm ve üstüne atladım bildiğin. Koridor öyle kucaklaşma görmemiştir şu ömründe. Evet, korkunç çocuğun kaç yaşında olabileceğinden de bahsettik, birbirimizi ne kadar özlediğimizden, hatta sevgililer gününde iki sap recep ivedik'e gitmekten de.

Uzun yıllar sonra snickers yedim bugün. Özlemişim tadını, aynı zamanda üçyüzseksenküsurluk kalorisini.

Bazı insanların bakışlarından korktuğumu hissettim. Ama o ne bakıştır öyle yahu, yani sadece bana karşı değil, insanlığa karşı böyle adam, tarzı bu yani, hayata bakış açısı çok kötü olmalı dedirtiyo, bildiğin delici bakışlar. Delidir ne yapsa yeridir deyip geçiyorum.

Sevgili coğrafyacımla hemşeri çıktık! Baba tarafından her ne kadar rizeli de olsam annemler selanik göçmenidirler. O da öyleymiş! Korktum bi an yani, sevmesin beni he.

Bugün ''Sevdiğim kız banaaaa ağbi deyinceee'' diye çığırmaya başlayan entel dantel arkadaşımız... Laf bulamadım kendisine zaten.

Bebe bisküvisini çok seven okulum genci çokmuş aslında da çaktırmıyomuşuz. En son iki buçuk sene önce arkadaşlarla yaptığımız sosyal deneyi hatırlarım, oturmuş bebe bisküvisi yiyen kazık kadar çocukları gören insanımızın tepki gözlemi yani, ilginç sonuçlar görülmüştü tabi ki.

Cemşid ile Hurşid diye bi mesnevi var edebiyatta. Bugün işliyoduk işte, bi arkadaş kalktı ödeviydi kısa bilgi vermek, anlattırken bolca güldük zaten, ''sülo'' sınıfta bi sembol gibi bişey, hemen tezahürat yaparız filan, orda da süleyman diye şahıs vardı, sarı sülo, tutamadık kendimizi. Hoca da arkadaşımız bitirince ''Teşekkür ediyoruz ve Cemşid'i yerine alıyoruz'' dedi ve sınıf 10 dakikalık gülme krizi arası verdi tabi.

Akmak... Bu sene bizim dönemde bi ''akarrrr'' modası var. Gecelere gecelere, coşmak, delirmek, başarmak, koşmak, ... gibi gibi birçok fiilin karşılığıdır aslında. Zaten aşk-ı memnu'dan yeterince ''Behlül kaçar'' repliği duyduğumuz için evde ben de ''Dilo kaçar, Dilo akar'' gibi şeyler kullanıyodum. Az önce desaparecidos gördüm müzikleri karıştırırken, çaldım, koptum falan baya. Annem de bişey analtmaya çalışıyo yavrum, en son şşt hop dışında ''Aktın sen!'' dediğini duydum ve evet, bunu da anneme alıştırdığımı anladım. Napayım, bana da arkadaşlar yapıyo böyle, öf aman.

london, paris, munich, rome, ibiza, new york, miami, rio
ibiza, ibiza ibiza ibiza ibiza ibiza ibiza ibiza
stand up sunshine
sweety so sweet take me high and higher
that guy in the line
that night goes on and on
that night goes on and on
the power

Kendisi bizim geçen seneki sınıfın, 9E'nin, noter tasdikli resmi şarkısı sayılırdı yani. Biri ordan Ibiza dedi mi, ohoho kop, direk bilgisayardan açılırdı zaten, ''Gençler derse mi geldik?'' diye laflar duyulurdu ders başlayıncaya kadar. Ne seneydi ama be!

hey lo

Farkettim de ne kadar çok sıfatım varmış! Az önce bi arkadaşım bana abla dedi, ufaklıklar der hep zaten, bi tane arkadaş var iki sene aynı sınıfta bulunma hatta sıra paylaşma şerefine nail olduğum H. işte bana hep ''Anne, anneciğim!'' der, eskilerden bi arkadaş da hep kardeşim derdi aradaki 2 yaşlık fark yüzünden, e şimdi de hala oluyorum, zaten diloloy, dilo, lilo, lili gibi çeşitler de bulunmakta; yani kısacası ben çoğum.

Üç gündür eve geliyorum ve yemekten sonra sızıp kalıyorum koltukta, hatta ne ilginçtir yatakta da sızabiliyorum, o sanki biraz istemli gibi gözükse de aslında üşündüğü için girilmiştir yorgan altına, amaç uyumak değildir kesinlikle. Nasıl alışırım bilmiyorum bu döneme, gerçi şimdiden yeni konular filan hızlı bi giriş yaptık, ben de takip etmiyo değilim ama işte öyle birşey.

''Dinamik'' var bu dönem, öyle dersane sınavlarında çıkan ve dersanelerde işlenen gibi basit değil bizim okulda, sağolsunlar geçen sene de göstermişlerdi ve o sınavda dönemcek çakılmıştık. O gün bugündür fobim var bu ada karşı, ama hayırlısı, belki bu hoca daha iyi anlatır.

Dönem ödevimi verebildi matematikçimiz en sonunda, kadını iki aydır sıkboğaz ettik, ama o da hep unutuyodu. Konum da trigonometri, ama kendisi geniş bi konudur, dörde ayrılır, ben ilk iki bölümünü anlatıcam, soru filan hazırlıycam. Kereta, severim kendisini, daha önceden görmüşlüğüm olan bi konu yani, geometrinin özü, can damarı, ağır ama bir o kadar eğlenceli konusu. Çok şükür ki geometride gösterilmiyo, yoksa hocam yüzünden yanmıştım yani.

Kıvırcık da gelemedi bi türlü. İzmir'den döndü dün ama anneannesi ona haber vermeden doktor randevusu almış, kendisi haşimato hastası, tepkin hemen gülmek olmasın isme, tiroid beziyle ilgili bişey. Tabi bi de kızın haberinin olmaması garip gelebilir sana, ama ben üç senedir alıştım ona ve ailesine, kıvırcıktır ne yapsa yeridir diyorum. Ama geliyo yarın, oh deli, stüdyosu olan piercingli korkunç çocuktan bahsedicez ve teyzesinin nasıl bir çöpçatan olduğundan. Hiçbir şey anlama zaten.

-dilo!
-hey lo!

şaş kal

Nası? Güzel taktik aslında he, almasaydım olabilirdi yani şimdi...

İnananananamıyorum hala! Mümkün müydü ki böyle birşey, ben bütün olasılıkları hesaplamışken? Notları benden yüksek olan sıra arkadaşımın teşekkür alması ama benim geleneğimi bozmayıp da yine yeniden takdir almam?! Her neyse, bıraktım bunu düşünmeyi ve şu an salsa çaça dümdüz gidiyorum. Ohyea man, gerizekalı bi rapçimizin deyişiyle, bana göre öyle yani kimsecikler alınmasın şimdi, bildiğin takdir aldım dostum, böyle turunculu murunculu hani var ya, ne mutlu dilo'ya! Bi de takdirlik bi arkadaşla gittim almaya, ben teşekkürler arasında ararken, başka arkadaşalrıma rastladım, onları da alayım falan derken, sevgili N. bağırdı ''Aaa diloloy, burda seninki!'' diye ve ben takdirin turuncusuyla teşekkürün yeşilini bi an ayırt edemedim, ''Hı, nası ya?'' diye kaldım. Bu benim kehanetim değildi oysa ki, önceki senelerde fazla evham yapmışlığım, not sistemini anlayamamışlığım vardı tamam ama herkes de inanmıştı bu sene notlarım yüzünden. Ama demek ki hocalar kalp ben ihihih.

turn the page...

İki haftayı devirdik, hızlı bir maraton bizleri bekliyor! Coğrafya hocası yüzünden strese girmeyi, can sıkıntısı etmeyi özlemişim desem, yalan olur. Ama açıkçası matematiği ve biyolojiyi özledim. Hatta kimyayı, her ne kadar önyargıyla yaklaşmış olsam da sevdim hocamı, dersi zaten seviyorum. Bu saydığım üç dersin ayrı bi havası var, kokuları bi başka, ne diyosam, yani tatları, işte her neyse, bana güzel şeyler hissettiriyolar. Aslında geometri var çok sevdiğim ama hocayla bütünleşmiyo şu an için. Fiziği de seviyorum, dersini filan ama sınavda gereksiz yere zorluyolar, korkulu rüyam. Kimyada lise düzeyi olimpiyat sorusu, fizikte üniversite düzeyi direk, boru misali, ama gereksizmiş ki fizikte kimyadaki kadar da başarılı değil bizim okul.

Arkadaşlarımı, her gün onların o tipitip suratlarını görmeyi özledim, her ne kadar bu cümleden sonra suratımın dağılacağını biliyo olsam da.

Bugün Charlotte ile dersanedeydik, yapmadığımı bırakmadım ben de ona, adı lazım değil bi insan var sınıfımızda, fazla zekadan anormalleşmiş belki ama insandışı cidden, ona bile benzettim kendisini ki bu büyük bi hakaret. Oh olsun, içim rahatladı, egom tavan yaptı, o ve ben uçuyoruz.

Yarın kıvırcığım gelemiyor okula, üfler püfler. Kendisi İzmir'deki teyzesinin elinden ancak yarın kurtulabiliyomuş da, neyse salı günü artık.

Bi de yarın çok sevgili teşekkürümü alıcam, oh oh, çok heyecanlı, biri beni tutsun, ağlayabilirim. Böööğynnn! Şimdi herkes anlamaz belki, bizler -ben ve arkiler, ohyes tiki dili ve edebiyatı- çalışkan insanlarız, falda bile çıktı haksızlıklar yüzünden notlarımın düşmesi, hani hedefimiz gerçekleşmeyince üzülüyoruz çünkü çabamız boşaymış gibi düşünüyoruz. Halbuki değilmiş, bu sene anladım ben, ama olsun, yine de bu dönem başarabilirim, hiçbir şey için geç değil!

Evet, şimdi sayfayı çeviriyorum; çalışmamak, yatmak, üşenmek, tivi takıntısı, bahaneler önceki sayfada kalıyor. Bakalım bu tertemiz sayfaya benim dışımda kimler yazacak?

Normalde arki demem, asla! Üşendim de biraz.

ağlamak güzeldir


Bugün inanılmaz tatmin oldum ve dolayısıyla mutluyum. Tatil boyunca görüşemediğim arkadaşlarımla buluştuk ve uzun zamandır gerçekleştirmek istediğim birşeyi bugün yapıverdik: Fal baktırdık!

BigLion ve Charlotte'ın falları kendine -ne bu böyle, canı cehenneme gibi oldu, kasıtlı değil canım- ama ben çok şaşırdım, sevindim, ne bileyim, garip duygular işte...

Kadın, oturur oturmaz çok ama çok pozitif enerjim olduğunu, utangaç, dengeli, hatta etrafındaki insanları da dengeleyebilen, sezgileri çok kuvvetli, olgun biri olduğumu söyleyince sevgili blogger'ın dumura uğradı, arkadaşların tipimin aldığı şekil hakkındaki yorumunu duymamalısın hatta. Ohmaygudnıs! Gerçekti bunlar! Bu aralar hayatımın değişimini geçirmek üzere olduğumu, şimdiki sıkıntılarımın çok yakında geçeceğini, gömleğimi sıyırıp atacağımı ve mutlu günlerin beni beklediğini söyledikçe gözlerim faltaşına döndü tabi. Anlatmıştım sana şu sıralardaki buhranlarımı, takip ettin dimi?!

Geçmişimin çoğunu ve karakterimi bildi, şimdiyi ise pek bilemedi veya lise 2 diyodu hani daha sene sonuna kadar süre var, belki de gerçekleşeceklerdir, ama mümkünse gerçekleşmesinlerdir, hiç gerek yok böyle ekşınlara. Bakalım geleceğime, oh oh yurtdışı var dedi, oh oh üniversiteyi de kazanıyomuşum, bazı şeyler de olacağına varıyomuş, iyiymiş bi bakıma ya, ne diyeyim. Ama onun söylediği ve benim de bildiğim gibi, ÇA-LIŞ-MA-LI-YIM!

Ama bi hüsran çöktü üstüme, ilginçtir, hevesli olan ve ilk baktıran bendim, ağlamayan da bendim, galiba şimdi ağlamayı düşünüyorum, olur mu olur. Daha çok endişelendim aslında geleceğim için, kadın da dedi zaten, endişelenmemelisin bu kadar diye ama nafile, sorunum var ya kafadan, yapmamam gerekenin üstüne gidiyorum iyice.

Bütün bunlar olmadan önce, ben erken gittiğim için biraz, dolaştım, kitaplara baktım filan, bi de TOEFL kitabı aldım. Çünkü beeeen....27 Şubat'taaaa.....TOEFL'a giriyorum! Gerekli yurtdışı için malum, 2 senelik gerçerliliği var ama ben bu sene kendimi denemek istedim. Eksiklerimi göreyim ki gelecek sene girdiğimde morarıp kalmıyım. Ama kitabı inceledim az önce, tırstım hee, hani kendime güveniyorum da... aslına bakarsan yani, hımm...girmesem mi? 185 Doları bayıldıktan sonra mı?! Öf aman.

Dönesimiz vardı eve, işte gezintimizin son demlerini yaşarken, sevgisiz Charlotte, bana yapmadığını bırakmadı. İyice falcı kesildi başıma ve bana kuş da köpek de alamayacağımı, beni kandırdıklarını söyledi! Gıcık mısın sen? Ne diye yıkıyon hayallerimi?! Biz bi de bunla aynı otobüs, minibüs falan yapıyoruz, nedense yani bi daha da binmem, tam yürüyoduk yolun ortasında, otobüsle karşı karşıya kaldık ve kendisi beni kenara çekerken ''Ölme dilo!'' diye feryat etti. Sağol be, ölmem iyi peki. Bi süre sonra otobüslerin egzost dumanları arasında boğulurken ben öksürmeye başladım, astımım var da biraz azcık. Arkadaşın tepkisi ''Dilo ölüyo musun?'' olunca tabi artık iyice tepemin tasını attırdı. Bi de ''Bloguna hiç yazmamışsın, yeğenine ilk hediyeyi Charlotte seçti diye'' demesin artık yani yazıcağım vardıysa da artık kalmadı, yıok.

İşte böyle, eğlenceli bi gündü ya, seviyorum ben bizi, bi de ben pozitifmişim, hep gülermişim, bi de arkadaşlarım çok seviyolarmış beni, bi de lisede mutluymuşum, tarotu da pek sevmişim.

Peki ya, çünkü biz hep güleriz, diyenler bile ağlıyorsa hakkım değil mi benim de ağlamak?

Ağlamak güzeldir
Süzülürken yaşlar gözünden
Sakın utanma
Ağlamak öfke delice nefret
Doruklarda aşk doyumsuz sevinç
Kahreden keder kısaca hayat
Ve nefesindir, ve nefesindir
Ağlamak şu geçici dünyada
Herşeye rağmen varolmak demek
Ağlamak yaşanan binlerce duygu
İnsanca coşkunun güzel bir şeyidir
Ağlamak senin kara dünyada
Hala sevdiğin ve hissettiğin
Tüm güzelligin ve çirkinliğinle
Var olduğundur, var olduğundur

Sezen Aksu

happy feet

Dün evden sürüklenerek çıkarıldım sevgili blogreader. Ailem bütün tatil boyunca 1'den önce kalkmadığım için çok uyuduğumu düşünse de bilmiyolar ki ben uyuyamıyorum. Uyandıktan sonra da yorgunluğumu üstümden atamamış hissediyorum dolayısıyla ve evden dışarı adım atmıyo-dum, ta ki düne kadar. Annem dayanamayıp evde terör estirdi ve kendimi dışarıda buldum. Ama... yorganım?!

Aman yani, cidden annem benden daha genç, daha canlı, dinamik, bu sebeple de dalga geçilir miymiş canım? Aaa ne ayıp şey?!

''Bak kızım bu merdiven böyle iniyosun, bak kapı, açılıyo o he, aman o da nesi, güneş miymiş o!''

İşte, tatilin son demlerinde örtümü attım üstümden, hareketlendim, canlandım. Kan geldi yüzüme be!
Dün sevmedim tiviyi pek, ben de dividilerden birini koyup izliyim dedim. Yine yeniden Sweet Novermber yaptım. Ama farkettim de aslında en son o ayrılma sahnesinde bomba bi şarkı konulup fona, daha da etkileyici yapılabilirmiş, kanaatimce.

Ha bu arada, coca cola reklamı vardı bikaç sene önce, böyle penguen yavrusu, kutup ayısı yavrusuna cola veriyodu, ayıcık ferahlıyodu filan, minik pingu da ''bırrrrrrrr'' diye sevimli bi ses çıkarıyodu, sen mutlu, ben mutlu geçinip gidiyolardı. O reklamı yeniden vermeye başlamışlar!!! Olley!!!


Evet heyecanlandım galiba biraz fazla, tamam, sevgiden yani, söyliyim, sen de bil dedim.

jr. Bro

Sevgili blogreader, bunca zaman ayrı bi konuda bahsetmediğime şaştığım birşey geliyor yine: Ben bir hala adayıyım! Evet, benden 12 yaş büyük devasa abimi geçen yaz evermiştim hayırlısıyla. Miccer'a el sallıyoruz burdan, kendileri teşrif etmişlerdi düğüne.
5 Haziran'da sınavları bitirince yalvar yakar müdür yardımcısından -Ayşe Hoca, oh olsun ona, gitti de kurtuldum- izin alarak kına gecesine yetişmiş, gelin hanımın tek görümcesi olaraktan yerimi almıştım. Tıpkı Brezilya dizilerinde olduğu gibi entrikalı gelişmişti aslında düğün. Annemin istemeyiveresi gelmişti birden. Ama herşeye, herkese rağmen, babamın kot giymeme izin vermemesi sebebiyle sınav haftamın arasında koştur koştur baktığımız, herkesin bayıldığı mavimtrak elbisem ve ben düğüne gittik, eğlendik, horon teptik, ooh çok deliydi. Halbuki o gün benim için çok özeldi, yapmam gereken şeyler vardı, mesela okulun mezuniyet törenine katılıcaktım, mesela ordan kal-fest'e akıcaktım ama kader bi yerde, şş hop, kıymetini bil abi.

Sevgili junior da düğünden 2 ay sonra haberini aldığımız, ailemizin en küçüğü olma adayı. Herkes soruyo tabi ''Ne çabuk yahu, hmm yoksa..?'' diye ama pardon da tıbben gayet açık ve net arkadaşım, lütfen, hesapla istersen, cık cık. Doktorun hesabına göre beyefendiler 18 Mart'ta teşrif etmeyi planlıyorlarmış dünyamıza ama bakalım, merakla bekliyoruz. Doğru duydun, beyefendi, ne mutlu bana ki hep istediğim erkek kardeş, yeğen formasyonunda geliyor. Kendilerine hemen bi bütçe planlaması yaptım tabi, ilk hediyesi benden oldu, yoksa tutamıyordum kendimi, ama sakinleştim.

Ailemizin sakini olarak, genetik bağ tabi, kendileri de şimdiden yemeği çok seviyorlar, hatta doktorunun söylediğine göre gelişimi çok iyi ve cüssesi de 2-3 hafta ilerde seyrediyormuş. Küçük bir canavara hazır olmalıyız yani. Ultrason resimlerini de gördüm, bi yerde hareket çekiyo gibiydi, ha ha şakacı işte, halasına çekmiş. Ama surat muşmula tabi, o etli gıdıyı iple çekiyorum.

Abim anlatılması güç derecede bi haylazmış ufakken, umarım o açıdan çekmez ona, çünkü tarafımca çok şımartılacak, kudurmasın hınzır.

İsmi tam belli değil, yoğun tartışmalar ardından babamın isminin olmayacağına karar verildi, pek mesudum neyse ki. Efe veya Alparslan olabilir, kim bilir. Önerisi olan yazsın lütfen, bi kuşa bile ne kadar düşünüyoruz adını, benim yeğenim hepsini döver.

Ve doğunca, korkarım fazla yazamayacağım, zaten sınavlarımın tam ortasına düşecek velet, bi de yazarsam muhtemelen onu yazarım, sıkı tutun!

Coming soon...



Yaşlanıyoruz değil mi?

2.2.10

mışıl mışıl

Gece saat 1.30'tan 4.00'e kadar mesajlaşan beyin... Bu aralar yatsam da uyuyamıyorum zaten sabahlamadan. Sevgili pek yakın arkadaşım, daha önce de bahsettiğim (sinema olayı, ilk hediye vs.) kıvırcığım, gecenin o saatinde gayet ''cool'' bi şekilde ''Naber diloloyum napıyosun çok özledim'' diye mesaj atınca dün gece, ben de bahane buldum uyumamak için. Arkadaşım bu ne rahatlıktır, sabahla akşamı birbirine karıştıran deli modeli, deyip geçtim. Ama zaten bilirsiniz ki okul zamanı bile 06.00-00.00 saatleri arasında, benden her türlü cevap alırsınız, 7/24 açıktır telefonum yani. Zaten sevmem telefonu kapatmayı da kapatanları da. Bu da abimin bana alıştırdığı birşeydir, telefonumu duyarım hep, duymayanlara da sinir olurum, vakti zamanında abimden çok azar yediğimden bu gibi hatalara düşmüyorum artık.

İki haftadır doğru dürüst uyuyamıyorum. Tatlı tatlı, mışıl mışıl uyumak istiyorum ben de, horlasam bile olur yani uyuyabileceksem razıyım. Renkli rüyalar görmek istiyorum, uyandığımda yorgun olmamak...

1.2.10

bilmem hatırlar mısın?

''Bilmem hatırlar mısın gözlerim ne renkti
Söyle kumralım benim adım neydi?''

Yaşar'ın pek sevimli şarkısını da hatırlattıktan sonra desem ki bilmem hatırlar mısın sevgili blogreader, Kerim Tekin vardı, hani şu çok güzel sesi olan, muhtemelen ''kar beyazdır ölüm''deyişiyle hatırlarsın, 12 yıl önce 23 yaşındayken trafik kazasında hayatını kaybetmiş olan çok iyi bir sanatçıydı. Unutulmaması gereken ve de unutmayacağımızdır zaten. İşte o şarkıyla ölümün benzersiz tanımını yapmıştı.



"Hasret...
Vuruyor gecenin koynunda,
Anılar vuruyor gözyaşlarıma.
Çılgın bulutlar dönüyor başımda
Uykusuz geceler kapımda
Yıkılsa dünya, kıyamet kopsa
Yine de vazgeçmem, ölürüm derdimden.

Karbeyazdır ölüm, ellerinden gülüm
Yine yoksun diye, düşmanım her güne
Dursun dünya, dönmesin sensiz
Yaşatmasın of, Allah'ım sensiz."



Mıcırların son verdiği o kısacık hayatında bütün şarkıları öylesine içten söylemişti ki hiçbiri silinmedi akıllardan. İşte böyle demişti ''Haykırsam Dünyaya''

"Bu haince veda niye?
Çok sevmiştim ölesiye.
Ateşlerinde hicranım, yandım kavruldum.
Hüzünün denizinde, kaybolup gittim yar.
Tuzaktı aşkın bana, kandım kahroldum,
Canımın baharında, yok olup gittim yar.
Bu gidişi aklım almadı;
Yüreğim yine yarım kaldı.
Canımın baharında,
Canımdan oldum yar.
Haykırsam dünyaya
Aşkımı bir solukta...
Sen de mi çekip gittin,
Bunu ben hak etmedim.
Hani?...
Sensiz bir hiçim demiştin ya?"


Son klibi de ''son akşamımda'' dediği ''Akşamlar'' olmuştu...

"Akşamlar, akşamlar, gelmeyin üstüme.
Güneş doğsun artık, vurgunum ölesiye.
Yalan mıydı gönül sözün?
Bu kadar kolay mıydı?
Karşımda duran deli divane yüzün
Karşında duran devasız gönlüm.
Beni benden alan, canıma can katan.
Bu can sana kurban, dayanamam...
Yanıyor yüreğim, sığmıyor bedenim.
Beyhude geceler, soluyor güllerim.
Beni benden alan, canıma can katan
Bu can sana kurban, dayanamam.
Ömür gelip geçiyor, hasret kapımda...
Zamansız sevda değil damarlarımda.
Yaram derin, çaresizim, son akşamımda...
Bahtsızım, devasızım, sormayın bana."