29.3.10

to wish impossible things?

İğrenç bir sınav haftası, ilk alınan notlarımın ikisinin 100 olması dışında diğerlerinin yarısı ancak olabileceği fikri, hatta kimyadan 0 -bildiğin sıfır işte- alıcak olmam filans ama yine de mutluyum. Salağım ben dimi, önce buhranlar fenalıklar dellenmeler derken şimdi de salak sulak herşeye mutluyum, ne saçmayım.

One tree hill 6. sezon finalini izleyemediydim bi türlü, az önce hallettim onu da, ama pek üzüldüm yahu, tamam Peyton hayatta, Sawyer, Lucas sevimli oldular filan da yani tree hill yalan olucak gelecek sezon, LA, Charlotte derken herşey sapıttı, uf, özlerim ben onları toplucak beee!

Deb: Vampirler davet edilmeden gelmez sanırdım...
Dan: Ben de cadılar suya deyince erir sanırdım..anlaşılan ikimiz de yanılmışız


Seymen'im her geçen gün büyüyo dostum, belki de mutluluğuma sebep odur, kim bilir, belki de tüm bu yalnızlığıma rağmen hayatı çok seviyo olmamdır, kendimi, insanları sevmemdir, benim sevgim demek ki beni de mutlu eden şey, ne güzel be kendi kendime geçinip gidiyorum yuppi!

Lucas: Benim için doğru olduğunu sandığım kız, ne yaptı etti bana öyle olmadığını kanıtladı.
Karen: Kız, Brooke Davis tabii?
Lucas: Çok mu belli ettim?
Karen: Evimin siyaha boyalı yan kapısı kadar belli.
Lucas: Kusura bakma.
Karen:Oh, Lucas. Bak, bu onun kaybı. Seninle çıkmaya can atacak tonlarca kız var.
Lucas: Hatırlat da o kızlara annem böyle söyledi diyeyim.
Karen: Ben ciddiyim. Müşterimlerinden bir tanesi bana bir keresinde ''Birinin üstesinden gelmek için başka birinin altına girmelisin'' demişti. Aman Tanrım! Ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum. Daha felsefi bir anlamı var sanıyordum. Yani onları tanımak falan, altlarına girmek falan değil.
Lucas: Anne
Karen: Kayıtlardan silinsin.


Eğer oth izlemiyosan bile en azından 6. sezonun finalininin son beş dakikasını izle derim sana. Mesela bugün bir arkadaşım hayattan bezmişti, yazık, aslında bilmeliyiz ki hayat güzel, yaşamayı bildikten sonra.

Kötü şeyler yaşayabilir, kötü şeyler yapabiliriz, ama üstesinden gelinebiliyorsa bütün bunların ve pişmansak yaptığımıza, hala mutlu olabiliriz demektir.

Hayal kurmaya ve uğrunda çabalamaya devam et, çünkü hayaller gerçekleşmek için vardır.

Sabahları aynaya baktığında gülümse bir kez kendine, çünkü bunu gerçekten hakediyorsun.

Somebody told me that this is the place where everything's better and everything safe.

25.3.10

joyeux anniversaire

Dünyanın en tatlı en manyak en deli en mızmız en şirin en güleryüzlü .....
Enenenenen yani!

Hep gülen, güldüren, neşeli arkadaşım! Umarım seni hayattan bıktıran olmaz, umarım yılmaz, hiç vazgeçmezsin, umarım seni hep hatırladığım gülüşünle yılları yıpratırsın.

"Biz hep güleriz ki!"
"Ne sınavlar gördüm içinde not yok, ne notlar grdüm içinde ben yok!"
gibi pek çeşitli özlü sözleri jeneriklere geçmiş olan canlıdan bahsediyorum tabi ki!

İşte geliyooor: şşşşşşş.....bir iki üç.....ooo-oley! oley oley oley! lay lay lay lay lay lay laylalaaay ooo BigLioooon!


Mutlu yıllar sana,
Seni kutlama haftasında.
Böyle bir kutlama görmedınız,
Dicek misin yıllar sonra?




Olum haykırdım, mani bile yazdım sana, daha neler, iyi ki varsın lan heheyt!

melek

Velev ki dilo yoktur, gidin atlayın abi.

Evet işte yine böylesi bi bensiz hafta yaşandı, kusuruma bakma. Ama desem ki bu hafta 1 yaş büyüyen sadece BigLion değildi, inan bana, gerçek bu, bence hak verirsin az.

22.03.2010 saat sabahın dört buçuğu, eve telefon gelir, abimler hastanededir ve beşte dilo hala olur. Tabi o gün almanca ve matematik sınavı vardır, uykusuz dilocuk akarrrr. Akşam o yumuşuk sevimli yaratık görülmeye gidilir. Ecicik bücücük öcücük! Yaklaşık dört kilo ağırlığında gerçekten de şaşılacak kadar güzel bir bebecik! Abim gibi muzur maşallah, tıp demiş burnundan düşmeseymiş olurmuş hani, tam hınzır. Tabi ertesi gün doksan sayfadan edebiyat ve kazık boyutlarında kimya sınavları vardır. Kalem oynatılamamıştır kimyada, vaydır, hayatımın ilk sıfırı olacaktır, tek olması dileğiyle tabi.


Canım yeğenim!

Uras olsun istemiştim, birileri karşı çıkınca Seymen olsun bari dendi, başına da babamın adı eklendi. İyi bari aklında bulunsun, Uras güzel ad, faydalanın benden. Mesut Arslan foreva!



Canım mısın sen benim misin
Her şeyim misin sen
Hoş geldin melek
sefalar getirdin

Ya gelmeseydin yetişemeseydin
Beni bulamasaydın ne yapardım
Yarım kalırdım melek

Biliyorum sen bir meleksin
Seni sevmem için gönderildin

...

16.3.10

çükütay

Ne garip isimler var! Garipliklerini geçtim, hele internette gördüğümüz bazı isimler gerçekse eğer asıl o zaman yanmışızdır biz. Abim bugün geldi, güle oynaya, pipican ve çükütay isimlerini gördüğünü söyledi. Ahah hatta tdk sözlüğünde bile aradık bunu yani, tdk şu 78 yıllık ömrünce böylesini görmemiştir. Sonra bi de ekşi sözlüğe baktık, bunun benzerleri olarak, kukucan, bamyacan gibi türetmeler vermiş, iyice eğlendik.

Abim bildiğin maymun iştahlı! Hiçbir şeye karar veremiyo, bi sürü isim söyledim ama sen de hiç yardımcı olmuyosun, düşünmüyosun diyo. Ve gaza gelen dilo, öyle bir isim söyler ki uf, manyaks. Baktık anlamına tdk sözlüğünde, şans, talih anlamında ve kimsede yok doğru dürüst, tam bir harika. Gerçi duyduğumdan değil sallamış da olabilirim ama olsun, pek beğenildi.

Söylemem ki!

Sonra herkes koyar, olmaz...

Bu arada kime niyet kime kısmet tadında bir çanta almışım, of, çok sevdim beah! Charlotte'ı ve çanta aşkını seviyoruz.

15.3.10

Vazgeçtim gözlerinden
Vazgeçtim sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı
Öpme, al yeter

Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini

Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak anıdır şimdi

14.3.10

mini boy misafir

Bomba gibi bir hafta ve bomba gibi bir finalle işte dilo karşında!

Haftaya sınavlar başlıyor, herkeste bir matem havası, çalışmak büyük bir eziyet filan derken bu hafta rahat çalışabileyim diye işlerimi hallettim, planladım, veya öyle gözüküyor. Komenyus projesi var, işte bu Avrupa başkentlerini kapsıyor, güzel bi uygulama, iyi hoş, katılmalıyım, dedim ve çalışmalara başladım. En azından sicilime işlesin, referans olsun, Amerika için güzel bi ön hazırlık, hele ki seçilip de İtalya'ya gitmemi düşünürsek, uuu, çok taş olur lan.

Cuma abime gittik cümbür cemaat, iki gün kaldık maaile orda, eğlendik, gırgır şamata dedik, zaten malumunuz hafta sonu bana ders çalışmak haram, hop bi baktım dersaneye gittim, pazar olmuş. Sevgili B.ye sözüm vardı, evlerimiz yakın, gelcekti bana, trig anlatıcaktım. Evde de kimse yok, ama ev hali, dağınık, yemek de yok kimse olmadığı için, hobarey, birbuçukta eve vardım ve yarım saatte her ne kadar babamdan toplamasını istemiş olsam da aksine dağıtmış bulunduğu ev ortamını derledim, topladım, azıcık atıştırdım ve annemler anca teşrif edebildiler. Ardından sevgili B.ler buyurdular, çayla atıştırma + sohbet filans, ders + dedikodu filans, ardından sadece dedikodu filans, en son yemekle kapanışı yaptık, az önce gitti kendisi. Haftamı şekerle balla bitirmemi sağladıkları için teşekkürler onlara.

Bakıyorum da artık buhranlarda değilim, yine salak salak neşelenip salak salak gülüyorum. Ahah, aslında demin olan da süperdi, tam meyve suyu koyuyodum aynı zamanda B. bişey soruyodu, ona bakarken -tam filmlerdeki gibi ama kop yahu- bardaktan taşmış da üstüme dökülüyomuş haberim yok. Tabi ne işitmediğim kaldı ondan sonra, ''Aşık yavrum neyapsın, Leyla oldu bu iyice mmmh!''

Yalnız plan filan dedim ya, küçük bir şahıs yolda, bakalım ne zaman teşrif edicekler, sevgili halalarını ne zaman rahatsız edilme şerefine nail oldurucaklar bilemedim. Her an, her şey, her şekilde durumları. Planımın içine nası edicekler aceba?

10.3.10

kırmızılım...

Bugün, bugün, bugün... 10.03.10 kalp ben.

Bu denli rezil olduğumu hatırlamıyorum desem yalan olmaz heralde, her ne kadar geçen sene kıvırcığım sayesinde yaşadıklarımı göz önünde bulundursam da bu oldukça farklıydı. Ateş olmayan yerden dumanı böyle kendi ağzımla püfleyiverdim diye bi deyim uygun olur aslında.

Sevgili Z. ile tenefüste garip şarkılara takılmıştık, renklerle ilgili olan. Önce Atillta Taş'tan pembelim dedik, çocukluk geldi hatrımıza tabi, coştuk, kırmızılımı mırıldandı o filan derken kıvırcığıma gideyim dedim. Sevgili B. de dibimde bitmiş bi an, hatırlamıyorum nedense o anı, olum ben onla tanıştığım anı bile hatırlamıyorum hah, yoksa toplamın mı bu senin? :P Her neyse oldukça saptım, derken sınıfa giriyoduk ki ağzıma dolandı nakaratının başı, mal mal etrafa baka baka, bağıra çığıra söylüyorum. Sonra bir çift göz dikkatimi çekti. Ana! Bir saygıdeğer şahıs, muhabbetim olmayan bi insan, ama önemli olan şu ki gömleğinin üstüne kırmızı kazak giymiş olan biri, bana dumur pozisyonunda bakıyor. Dilo akarrr! Morardım resmen, hatta bana kırmızı daha bi çok yakışıyo yani, birden B.'nin yanında saklanmaya çalıştım, len o da kısa he, beni mi saklıycak, kaçarak uzaklaştım ortamdan.

Bir süre sonra kendimi deliler sınıfında buldum. O rezaletimden de konu geçti filan derken ben yine başladım bu şarkıyı söylemeye, bi de baktım arkama ki OHA. Ayıp ama, hani şu bi gerçek ki o insan o sınıfa gitmez pek de, ama ben dılakiistpörsınevır olaraktan tabi ki bu şerefe nail oldum. Utanç verici. Kırmızı hatta.

Ah bu arada ankete güle güle, çünkü yeğenimin artık bir ismi var! Adsız dosyası gibi doğmayacak artık! Olley, yuppi! Kimileri hiç beğenmedi ama bence söylenmesi ve soyadla uyumu filan müthiş, ayrıca her yaşta da kullanabilecek:

Seymen!
p.s Lütfen asmalı konak, seymen ağa, özcan deniz gibi etiketler yapıştırmayın, alakasız.

Boyu posu tam bana gore
Vurulurum goz gore gore
Yazilirim duserim pesine
Acimasiz gece yine toz pembe

Gece olur sana dayanamam
Sabah olur belki taniyamam
Sokulamam sana dokunamam
Akilli dur dedi bana babam

Kirmizilim sana yandi canim
Beyaz ata binerim yanina kosarim
Ask alirim ben ask satarim
Deliyim doluyum ama kahramanim

Bu gece olay olur
Sanmaki kolay olur
Kirmizi yazim olur
Kirmizi muradim olur

8.3.10

anladım ki...

Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe
Sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedim

Tanıdık bir huzur aradım şaşkın bakışlarında dün
Bildik bir söz bekledim eskiden kalma öylesine
Konuştu bir şeyler söyledi beklediğim sözler bunlar değil
Yüzüme baktı gözlerime ama senin gibi değil

Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin kadar umuduma yol değil




Gelecekten gelen edit: sen diye biri yok aslında, hani dersin ya hayatımın insanı, herhangi bir x şahsı, hani o'su, işte ona hitap ediyorum yani, anlamlı parça canım.

dumrakatakdum

Bugün Dünya Kadınlar Günü aslında ama kim takar, valla Kadıköy'de miting sebebisiylen beni yürüten mantığın ben gününü mününü kutlamam, hiç kusuruma bakmayın.

Ama daha da önemlisi, iki tane canımın doğum günü! İkizler kendileri, bayan B. ve bayan K.'ye kucak dolusu sevgiler -ahah bunu da yeni buldum bayan B.K, hah sizi gidi şakacılar- yanaklarınızı mıncırdım, kucaklarken boğdum varsayın, öptüm sizi şapşup, musallat olayım size bir ömür boyu emi!

Hani şu anadolu lisesine kapağı atayım da bi, mantığı vardır da cümlenin sonu gelmez, aman amandır, söyleyeyim. He noldu biz attık da, ömrümüzü yediler. İlkokuldan bildiğimiz bi hasanikisalakosman vardı, bi haydarpaşalisesininnankörkimyacısırabianıncesedinifırlattı vardı, bi Nacİ, bi HaCI, bi de gerçek adıyla -ayıp olmasın diye ezberlemiştik hani- sodyumhidroksit vardı, ne güzel geçinip giderdik, onları da bilemez olduk, içler acısı yahu.

Artık beyin bulanıklığından NAOH diye yazıldığında ısrar eden bünye.

Veya sinalfaüssüaltı diyeceğine sinkarealtıalfa diyebilen bünye.

Kimi zaman ''iğrenç espriler servisi''ne ihtiyaç duyan bünye.

Hiç olmadı gelmiş geçmiş en abuk şarkıları bulup eğlenebilmek(!) için dinleyen, dinleten bünye.

Yahut şahsım gibi tenefüslerde konuşamaz hale gelen, söylediği laflardan herhangi bir anlamlı bütün oluşturulamayan bünye.

Sesimizi duyan var mı?

oscar goes to...

En İyi Film: The Hurt Locker
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)
En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)
En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)
En İyi Animasyon: Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)
En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Avatar (Mauro Fiore)
En İyi Sanat Yönetmeni: Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)
En İyi Kostüm Tasarımı: The Young Victoria (Sandy Powell)
En İyi Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)
En İyi Makyaj: Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)
En İyi Şarkı: The Weary Kind - Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)
En İyi Müzik: Up (Michael Giacchino)
En İyi Görsel Efekt: Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)
En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)
En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)
En İyi Belgesel (Uzun): The Cove (Louie Psihoyos)
En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
En İyi Kısa Film: The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)
En İyi Animasyon (Kısa): Logorama (Nicolas Schmerkin)

7.3.10

unusual way

In a very unusual way, one time I needed you.
In a very unusual way, you were my friend.
Maybe it lasted a day,
Maybe it lasted an hour,
But somehow it will never end.
In a very unusual way, i think I’m in love with you.
In a very unusual way, i want to cry.
Something inside me goes weak, something inside me surrenders,
And you’re the reason why,
You’re the reason why.
You don’t know what you do to me.
You don’t have a clue.
You can’t tell what it’s like to be me looking at you.
It scares me so that i can hardly speak.
In a very unusual way, i owe what i am to you.
Though at times it appears i won’t stay, I never go.
Special to me in my life,
Since the first day that i met you.
How could i ever forget you,
Once you had touched my soul?
In a very unusual way, you’ve made me whole.



Nicole, her nerene ne yaptırırsan yaptır, seviyorum dostum seni, taş mısın nesin.

...and who am I?

İlerde ne olmak istediğini değil de nasıl biri olmak istediğini sorsam ne dersin?
Kalırsın bence öyle.

Kendime soruyorum bunu birkaç gündür, ama bir türlü karar veremiyorum. Tabi ki gün gelince olursun o kişi, bi bakarsın hayat sürükleyivermiş seni, olmuşsun da yani istemeyeceğim biri de olmak hoş değil sanki.

Ne demek istediğim hakkında en ufak bi fikri ya da örneği olan?
Mesela topuklu ayakkabısıyla caka satan bir ortam kızı mı, renkli giyinmeyi seven, süslü püslü azıcık da çatlak biri mi, yoksa ben spor ayakkabımla bir bütünüm, en kasmış halimle jean giyerim diyen ''kuul''biri mi olmak isterdin?
Evet, erkekleri pek sallamadım.

Şu en başta söylediğimin üstünü çiziyorum şahsım için zaten ama hani bu ara geçiş dönemindeyim ya, nasıl biri olmalıyım şu diğer ikisi arasından aceba ki kendim olurum, düşünüyoğrum.
Yüreğinin götürdüğü yere git dostum.

5.3.10

just let the sleeping dogs lie

We could be the same, evet MaNga, aynı olabilirdiniz, EMA'i kazanan ekip sizdiniz, ama olmadı, yakışmadı size, tamam sosyal mesaj filans da sevmedim, sevemedim.

Thank you for what I see...

Nine, mutlaka izlenmelimeli bi film, hem de sinemadamada. Ses efektleriyle güzel çünkü o, ilginç bi yapım, hele ki Luisa... So veri lavli!

Bu akşam ve yarın Kasdav var, veya her ne haltsa yeni adı. Gitmeliyim, beni döverler filan ama bilemiyorum tabi, ben bu, belli olmam.

Büyümix! Yok favori yiyeceğimden bahsetmiyorum tabi, oha, hala sıfatı beni pek bi yaşlandırdı, yani kötü manada söylemiyorum, büyümek olaraktan. Bugün serviste gördüğüm yavru köpekçiğe karşı sevgi gösterimi arkadaşlarım hala olmama yordular. Bildiğin ağır bi sorumluluk yahu, düşünsene, bi de abimin yakın zamanda askere gideceği düşünülünce daha da önemim artıyo sanırsam.

Kimseyi takma, elimdekiler yeter bana, hedefe odaklan, hayatı yaşa! modundayım bu ara, kimseye rahatsızlık vermemeye de özen gösteriyorum, sorun yaratan olmaktan bıktım.

2.3.10

filim milim

Vermeseydim olur muydu acaba? Eksik kalırdı bi yerim. Hem ben de hepsini bilmiyodum, en fazla dört daldan bahsediliyo tivide. Bu arada sevgili arkadaşlarıma, hani şu yazın görüştüğümüzde ezdikleri, izlemek istemedikleri filmi, 8 dalda Oscar'a aday olan Inglorious Basterds'i göstermek istiyorum, fena kabeş.

En İyi film
The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak
Avatar
An Education
District 9/ Yasak Bölge 9
The Blind Side
Inglourious Basterds/ Soysuzlar Çetesi
A Serious Man
Up/ Yukarı Bak
Up in the Air/ Aklı Havada
Precious: Based on the Novel Push by Sapphire

En İyi Yönetmen
James Cameron (Avatar)
Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
Quentin Tarantino (Inglourious Basterds)
Lee Daniels (Preciosus)
Jason Bateman (Up in the Air)

En İyi Erkek Oyuncu
Jeff Bridges (Crazy Heart)
George Clooney (Up in the Air)
Colin Firth (A Single Man)
Morgan Freeman (Invictus)
Jeremy Renner (The Hurt Locker)

En İyi Kadın Oyuncu
Sandra Bullock (The Blind Side)
Helen Mirren (The Last Station)
Carey Mulligan (An Education)
Gabourey Sidibe (Precious)
Meryl Streep (Julia & Julia)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Matt Damon (Invitus)
Woody Harrelson (The Messenger)
Christopher Plummer (The Last Station)
Stanley Tucci (The Lovely Bones)
Christoph Waltz (Inglourious Basterds)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Penelope Cruz (Nine)
Vera Farmiga (Up in the Air)
Maggie Gyllenhaal (Crazy Heart)
Anna Kendrick (Up in the Air)
Mo'Nique (Precious)

En İyi Animasyon
Coraline (Henry Selick)
Fantastic Mr. Fox (Wes Anderson)
The Princess and the Fog (John Musker and Ron Clements)
The Secret of Kelles (Tomm Moore)
Up (Pete Docter)

En İyi Orijinal Senaryo
The Hurt Locker (Mark Boal)
Inglourious Basterds (Quentin Tarantino)
The Messenger (Alessandro Camon ve Oren Moverman)
A Serious Man (Joel Coen ve Ethan Coen)
Up (Bob Petersan, Pete Docter)

En İyi Uyarlama Senaryo
District 9 (Neil Blomkamp and Teri Tatchell)
An Education (Nick Hornby)
In the Loop (Jesse Armstrong, Simon Blackwell)
Precious (Geoffrey Flechter)
Up in the Air (Jason Reitman, Sheldon Turner)

En İyi Yabancı Film
Ajami (İsrail)
El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
The Milk of Sorrow (Peru)
Un Prophete (Fransa)
The White Ribbon (Almanya)

En İyi Görüntü Yönetmeni
Avatar
Harry Potter and the Half-Blood Prince
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
The White Ribbon

En İyi Sanat Yönetmeni
Avatar
The Imaginarium Of Doctor Parnasus
Nine
Sherlock Holmes
The Young Victoria

En İyi Kostüm
Bright Star
Coco Before Chanel
The Imaginarium Of Doctor Parnasus
Nine
The Young Victoria

En İyi Belgesel (Uzun)
Burma VJ (Anders Østergaard)
The Cove (Louie Psihoyos)
Food Inc. (Robert Kenner and Elise Pearlstein)
The Most Dangerous Man in America: Danniel Ellsberg and the Pentagon Papers (Judith Ehrlich and Rick Goldsmith)
Which Way Home (Rebecca Cammisa)

En İyi Belgesel (Kısa)
China's Unnatural Disaster: The Tears of Sichuan Province (Jon Alpert ve Matthew O'Neill)
The Last Campaign of Governor Booth Gardner (Daniel Junge ve Henry Ansbacher)
The Last Truck: Closing of a GM Plant (Steven Bognar ve Julia Reichert)
Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
Rabbit à la Berlin (Bartek Konopka ve Anna Wydra)

En İyi Kurgu
Avatar
District 9
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire

En İyi Makyaj
Il Divo
Star Trek
The Young Victoria

En İyi Müzik
Avatar
Fantastic Mr. Fox
The Hurt Locker
Sherlock Holmes
Up

En İyi Şarkı
Almost There - Randy Newman (The Princess and the Frog)
Down in New Orleans - Randy Newman (The Princess and the Frog)
Loin de Paname - Reinhardt Wagner, Frank Thomas (Paris 36)
Take It All - Maury Yeston (Nine)
The Weary Kind - Ryan Bingham ve Bone Burnett (Crazy Heart)

En İyi Ses
Avatar
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
Star Trek
Up

En İyi Görsel Efekt
Avatar
District 9
Star Trek

En İyi Kısa Animasyon
French Roast (Fabrice O. Joubert)
Granny O'Grimm's Sleeping Beauty (Nicky Phelan ve Darragh O'Connell)
The Lady and the Reaper (Javier Recio Gracia)
Logorama (Nicolas Schmerkin)
A Matter of Loaf and Death (Nick Park)

son vapur


Beş günümsü olmuş yazmayalı, dediler, uyardılar, kulağımı çektiler, ben de pes ettim.

Aslında kendimi frenlemeye çalışıyodum internet konusunda, evet yapabiliyomuşum, ama bi işe de yaramıyomuş, hiç de bile ders çalışmıyomuşum, o zaman ne diyoruz: Kendimi durduracak değilim!

BigLion ziyaret edildi, mutlu olduruldu, eve babamla aynı anda bile gelindi, hatta annelerden ''Bi boğaz turu da atıverseydin'' lafları işitildi, cuma akşamı evde süper pilates hareketleri yapıldı, biz süper üçlü annem abim ve ben kırdık geçirdik yine, videolarımız da çekildi oh mis.

Kakatece'yi sel aaaaldııııııı.....!

Cumartesi bi toefl yapıp geleyim dedim, aktım sınavda be! Benimle beraber giren şahısların en az üçüncü denemeleriydi, tırstım ben de, ama adamlar kaliteli sınav hazırlamışlar abi, kabul etmeli şimdi. Dil, anlaşmak için vardır, diyolar. Hiç öyle structure bölümü ayrı filan değil, dört bölüm sadece: Reading, listening, speaking, writing. Hani biraz kelime bilgim olsaydı, tam süper olacaktı da işte... Zaten büyük beklentim yok yani, deneme-yanılma. Bazıları da canlı tanıklar istiyodu zaten.

Ama dört saat bilgisayar başında durmak yaramadı bana ve ölücek gibi yapan bi baş ağrısına maruz kaldım. Benim normal baş ağrılarım bile insanlara göre normal değildir zaten de, bunu düşün artık. Migren artı sinüzit artı dört saat pisi. O gece sevgili kuşum öldü. Aksırıyodu, annemlere her ne kadar söylemiş olsam da takmamışlardı beni, ama en azından son günlerini bizle güzel geçirdi yavrucum benim. Ama o gece böyle düşünmüyodum kesinlikle, mantığımı kapı dışında bırakmıştım belki de, bütün o hislerimi yazmamak için girmedim internete filan, yine de günlüğüme yazdım. Resmen lanetli olduğumu düşünmüşüm, hiç iyi şeyler değil, hastalıklı düşünceler bunlar, aman diyeyim.

Pazar da gitmedim dersaneye, hiç iyi değildim bu baş ağrısı falan filanlar yüzünden, sabah bi baktım, babam yeni bi kuş almış, şimdi onu da diğeri gibi sevmeye çalışıyorum, ama zor o iş. Neyse ya canım, adını da Çapkın koydum, fazla uçuyo yahu, yakalayamıyorum.

She is back!
BigLion geri döndü a dostlar, muhteşem dönüş hem de, öğlenleri etrafında toplanılası, dedikodu yapılası yani.

Bu arada coğrafyacıma söylenilesi şeyler duydum, Şili'deki deprem sebebisiylen bir günümüzün süresi kısalmış ve de eksenimiz yer değiştirmiş azıcık. Bi de diyoduk zaman ne çabuk geçiyo diye, al sana bilim.

İlk defa insanlara özendiğim için veya edebiyat sınavı zorunluluğum olduğu için değil de kendim için bi kitap okudum okul zamanında, vay anasını. Peyami Safa kadar güzel psikolojik roman yazan bulunmaz derdim ve diyorum kesinlikle, kalın kalın kitaplar değil yazdıkları, ama o kadar çok anlam ifade ediyo ki her paragraf okunası, atlanamayacak kadar güzel. Selma ve Gölgesi'ni bitirdim işte, dumura uğratası, merağın tavan yaptığı kitap. Okunmalımalımalı!

''Sizin de son vapurunuz varsa gidiniz! Ben karşımda saatin ve dünyanın unutulmasını istiyorum.''