16.11.10

moronlaşma sendromu

Yine bir lili klasiği ve yine sınav öncesi moronlaşma sendromu. Evet moron, odun, cansız öge gibi laflar kullanıyorum artık kendim için, yoksa inek çok sevimli kaçıyodu. Resmen bayramı bayram gibi geçirmiyorum, neyse ki arefede biraz kaçamak yapıp börek, sarma, kek, azıcık da temizlik yapıverdim. Pek hamaratım, elimin ayarı da pek iyi bu ara.

Sınavlar var haftaya, iki hafta sonra yine olucaklar, ve sonra yine, diye gidicek, sonra bi bakıcam yaz gelmiş. Yani çok hızlı geçiyo zaman be blogreader, resmen lise bitiyor.

Yeğenime bayramlık aldım zıbını, bahçıvanı, pabucuna kadar kırmızılandı, çok yakıştı bayram şekerime. Herkes de onu gıdısından öpmemi istedi, üç yaş kıyafeti giyen sevgili obez yeğenimi yedim bitirdim. Ayıcık. Boncuk. Elma gözlü. Takıntılı. Isırmalık tam!

Şu dönem takdir alayım da seneye de bedava gideyim dersaneye diye kasıyorum kendimi, gelecek dönem rahatlarım. Ama şu an resmen heyecanlıyım, korkuyorum; uf zaten şu gerzek duyguları bi yenemedim gitti, gerçi bu okul yaptı beni böyle, oks'de bile heyecan yapmamıştım ben bee!

Ama seneye okulumuzun taşınması fikri çok üzüyo beni, ööf! İlkokulda da son sene okulum el değiştirmişti bi gariplikler olmuştu, ne şanslıyım!

Neyse, onlarca ingilizce kelime beni bekler.

Maybe I just want to breath
Maybe I just don't believe

12.11.10

yaşlılık

Yellow submarine'deki submarine'in yani denizaltının sarı olma sebebi sigara içilmesiymiş.

Hayri pıtırcığın son filminin ilk bölümü bu çarşamba çıkacakmış.

Bu hafta da kurban bayramıymış, şimdiden kutlu ola.

Bu ara arkadaşlarımı ne kadar çok sevdiğimi sıkça hatırlamışım, yaşlılık heralde.

Bi ara çıtır yengeç bacağı yemek lazımmış.

Akşam kavak yellerinde efeyle aslı karşılaşacakmış, uu çok heyecanlıymış.

Yazmayı hem isteyip hem istememek gibi bir çelişki yaşamak da zor şeymiş.

'Cause all of the stars have faded away
Just try not to worry, you'll see them some day
Take what you need and be on your way
And stop crying your heart out

2.11.10

aynen öyle

Yıl olmasa da ay olmuş yazmayalı. Pek kederli pek dertliyim bu aralar desem yalan olur, bugüne ayıp etmiş olurum.

Bazen çok sıkılıyorum; insanlar benim gibi değiller, evet farklılıkları yüzünden seviyorum zaten onları ama benim kadar .. değiller. Evet onlar da öyleler ama dozlar farklı. Mesela ben fazla fedakar olabilirim, gerçi benden daha fedakarını görmedim diyemem, yanı başımda durur kıvırcığım. Ama ilişkilerde fedakarlık, özveri gibi konular mühimdir. Yıllardır güvenini kazanmış dostluklar bile en ufak hareketten sonra sarsılabilir. İlişki dediğim de tüm insan ilişkileri, ki bahsi geçen arkadaşlık. Bu ara Türkan Saylan'ın hem dizisini izleyip hem kitabını okuyorum; onunla yatıp kalkıyorum desem yeridir. Hayatımın başlarında onun kadar hayalperest ve romantik olduğum söylenemez, aksine odun bile denilebilirim. Her gece bir sürü hayal kurarım, çok ilginç şeyler olabilir ama yine de gerçekçi bir hayalciyimdir, ayaklarım yere hep sağlam basmıştır. Nitekim toplumda saygın bir yer edinmek söz sahibi olabilmek için fazla idealistlikten vazgeçip saylan gibi doktor olmayı istemem de bundandır. Dediğim gibi hayatımın başıyla olmasa da şu yaşlarımızı özdeşleştirdim onunla, gerçekten çok benzerlik olduğunu farkettim. Gerek olaylara bakış açım, gerekse hissettiklerim benzer, hatta şu an konudan bu denli sapmış olmam bile çok benziyor. Gel gelelim arkadaşlığa, evet ben de onun gibi arkadaşlığa, dostluğa önem verenlerdenim. Belki bu zihniyetim beni herkesi arkadaş gibi düşünmeye zorluyor, ama bunun kötü birşey olduğunu sanmıyorum. İnsanları, insanlığı kayıtsızca sevmek güzel şey çünkü.

Cümleler çok karışık, konu daldan dala olsa da beni özledin blogreader, itiraf et. you know you love me, xoxo d-lo.

Ha bugün mü ne oldu? Okulda yine biraz moralim bozulmuştu, gerçi kıvırcığımın dolmaları ve sınıfının günü sayesinde midem ve ben pek sevindik. Etüt var bu hafta her gün, bugün de oldukça geç saatteydi. O saate kadar çok iyi şeyler yaptık. Çok. Kıvırcığımı çok seviyorum ulan. Çok. Paris'i de Karaköy'ü de çok seviyorum.

Bu arada edebiyat hocam kakı bana takmış durumda. Adımı da ezberlemiş, sürekli bana söz veriyo derste, ayıp. Bi de hala "aynen öyle" diyo. Bilginize.