29.7.12

şeytanın avukatı

Büyümek kavga, bağırıp çağırmak, barınak ve karnını doyuracak parayı nereden bulacağını düşünmek ve üniversite demekmiş. Eğer küçük, hayallerle dolu pespembe bir dünyaya sahip blogreader'larım varsa onları şimdiden aydınlatayım istiyorum. Abimin büyüme aşamalarını dikkatle izlemiş ve şu an aslında ne kadar da genel şeyler yaşadığının bizzat şahidi olmuş biri olarak aynı şeyleri yaşamaktan nefret ediyorum.

Benim saf, temiz, adaletle ve adil insanlarla dolu dünyam nerede diye bağırmak geliyor içimden. Sol tarafımdan da sanki birşeyler bana doğru sesleniyor: Hah haaa! Gerçek hayata hoşgeldin güzelim. Burası iğrençliklerle dolu bir dünya aslında, herkes sadece kendi menfaatini gözetiyor. Kazanmak istiyor musun? Sen de onlara katıl. İki yüzlü ol. Arkadan konuş. Saman altından su yürüt. Hep haklı olduğunu savun. Sakın...ama sakın empati kurma; yenilirsin. Güçsüz düşersin. Fedakar olma. Riyakar ol. Anlamaya çalışma; anlamak istediğin şekilde anla. Kimseyi düşünme kendinden başka, kimseyi savunma. O kişi dünyanın en haklı kişisi bile olsa unutma, aslında avukatlar hiçbir zaman sevilmemişlerdir. Ve unutma: Babana bile güvenme!

"Asla! Cennette hizmet etmektense, cehennemde hüküm sürmek daha iyidir. Neden olmasın? Herşey başladığından beri burada, yeryüzünde her işe burnumu sokuyorum! İnsanoğluna bahşedilen her duyguyu onda yeşerttim! İstediklerini ona sağladım ve onu asla yargılamadım! Neden? Çünkü onu asla reddetmedim. Bütün kusurlarına karşın! Ben insanoğlunun taraftarıyım! Ben hümanistim. Belki de son hümanist. "

27.7.12

doktor civanım

Tatile gittim geldim, sonuçlar açıklandı, üniversite gezdim, uçtum zıpladım ve daha neler oldu neler. Hayat tüm gerçekliğiyle karşımda artık. Minik ergenimizin büyüme aşamalarına şahit olmuş olan bu ekran bundan sonra daha nelere ev sahipliği yapacak, artık hayal bile edemiyorum.

Mersin'deki pek hoşlanmadığım ama belki ailemle renklenebileceğini düşündüğüm yazlığımıza gittik. Zaten öyle de oldu. Poposunda kurt olduğuna artık şüphemin kalmadığı minik yeğenimle yerimizde duramadık. Balkonun demirlerine mi tırmanmadık denize taş mı atmadık, kumdan kale mi yapmadık denizlere mi girmedik. Benim küçük böceğim, yarım yamalak konuşa konuşa hakimiyet kurdu üstümde. Resmen asker arkadaşı gibi davrandı, küçüğüm ya o bile eziyo tabi. Canı sıkıldı mı bağırıyo "Diaaa!" diye. Evet BigLion sağolsun adımı sürekli kısaltırdı ama yoo bu kadarı olmamıştı hiç, bu denli kısalmamıştım. Kendi yerinde oturamadığı gibi beni de oturtmadı, "Kakçiii kakçiiiiii kakçiiiiiiiiii...(ve daha uzayan iiiler)"lerle kaldırdı yerimden, "kokçu kokçuu kokçuuu"larla korktuğunu söyledi herşeyden, komik çocuk, istemediği şeylerden korkuyodu güya. Her neyse daha satırlara sığdıramayacağım kadar çok yeğen anısı var ama diğer olaylara geçelim. Gerçekten müthiş yerler varmış Mersin'de. Narlıkuyu'da Akyar'la Cennet koyları varmış, dereden gelen tatlı, buz gibi suyla tertemiz bi denizin birleştiği o güzel yerler... Caretta'larla beraber yüzdük, bizim minik carettayı da ağlata ağlata soktuk suya. Bronzlaştım da baya, garip oldum böyle gözlerim pörtledi resmen. Aman artık bitti tatil, İstanbul geri döndü. Çünkü...

Ramazanın başlangıcıyla LYS'ler de açıklandı ve hiç beklemediğim bi sonuçla karşı karşıya kaldım. Hiç hazırlamamıştım kendimi İstanbul'a, hatta başka şehirlerden insanlarla muhabbete girmiştim yardımcı olurlar filan diye ama gerek bile kalmadı. Yani sonuçlara göre öyle gözüküyor. İlk bine girmişim blogreader, inanılır gibi değil, Çapa yazmak hatta Çapalı olmak! Amanın! Gittim gezdim oraları da, Çapa ve Cerrahpaşa karşılaştırması yaptım ama Çapa daha yakın gibi duruyor. Of şuraya da bakın üç satırda kaç yüzbinmilyon kere "Çapa" dedim! O kadar mutluyum işte.

"Çekilin, ben doktorum!"

Şehzade geliyoğrrr!

6.7.12

bitti rüya

Balonun bitmesi LYS'den çıkma etkisi yarattı bende. Okulla ilgili her şey bitti galiba. Beş senedir hafta içi her gün aynı saatte beraber olduğum iyi kötü anılar biriktirdiğim ama bi şekilde yine yüz yüze gelme zorunluluğu bulundurduğum insanlarla son birlikteliğimdi. Ordaki insanlların çoğunu belki hiç görmeyeceğim, belki de yüzlerini, seslerini unuttuklarım olacak. Belki karşılaşırım orda burda ama aynı şey değil işte, o topluluğu bir arada görmek çok zor. O dertsiz tasasız esprileri, sohbetleri, saçma lafları, ahırdan çıkma sesleri bile özleyeceğim.

Beceriksiz kuaförün yaptığı saçma saçımla çıktım evden, ağlayarak. Abim sağolsun, arabamın arkasına da yazarım artık, götürdü beni balo yerine. Yıldız Hisar, gerçekten herkese önerebileceğim yer bu arada belirteyim, müthiş bir boğaz esintisiyle karşıladı bizi. Saç filan kalmadı zaten, ilerleyen saatte ayakta kalmayan topuklular gibi. Ona rağmen bir ayak parmağımı kaybettik, başımız sağolsun, hala hissetmiyorum kendilerini. Balo gibi değildi de sanki arkadaşlarımla buluşmuşuz gibiydi, biz yine bizdik, çok eğlendik, felaket diyebileceğimiz insan pek yoktu, yemekler bile güzeldi yani.  Servis mükemmeldi, ben hiç bu kadar hızlısını görmemiştim. Evden çıkarken annem bol fotoğraf çektirmemi istemişti, ben de öyle yaptım,tüm karelerde varım. Kıvırcığım da var; gerçi o bambaşka karelere de girmeyi başarmış, o ince fiziğiyle (!). Sağolsun tüm fotolarda arkama saklanarak en ince olduğunu kanıtladı. Neyse seviyoruz onu da.

Diplomam hazırlanmış dediler, gittik aldık. Olacak şey değil blogreader, 5 senemi o kağıt parçası için harcamışım yani kadıköyde filan vardır çakması bence alırdık olurdu. Of, garip oldum duygulandım işte. Çünkü...BİTTİ.

Gidiyorum buralardan, dönüyorum durmadan
Uyan artık uyan, bitti rüya.

1.7.12

Bugün bi çılgınlık yapıp tüm yazılarımı okudum. Ne kadar iyi etmişim dedim yazmakla! Fazla açık etmeden anlattığım hatıralarımla o günlere dönmek meğer ne güzel oluyormuş. Yazmaya devam etme fikrim kesinleşti böylece. Elimden geldiğince günlük de tutmaya başladım. Yepyeni bir hayat karşımda ne de olsa. Yaşadıklarımı kaydetmek hatta birilerinin şahitliğinde yaşamalıyım ki hatalarımdan pay çıkarayım, hata yapmamayı öğreneyim.

Zaman çok hızlı geçti, hala katılıyorum buna da şu son 2 hafta, özgürlüğe ramak kalmışken sanki yavaşlamış gibi hissediyorum. İnatla ilerlemiyor saatler. Hala sınav psikolojisinden kurtulabilmiş değilim malesef ve anladım ki bu aslında "İstanbul" psikolojisiymiş. Yani bir an önce atmam lazım kendimi bi yerlere. Yoksa bu dört duvar boğacak beni bir gece.

Balo yarın. Ne garip şey, büyüdüm, topuklularımı giyip baloya gidiyorum. Öyle özenti hallerim olmadı hiç, sürüp sürüştürmeyi takıp takıştırmayı sevenlerden olmadım. Ama dedim ya garip geliyor. Büyüdüğümü göstermek için o kılığa girmiyorum ben, büyümenin verdiği bi zorunlulukla topluma ayak uyduruyorum, işte bu da "büyümek" gerçeğiyle yüz yüze bırakıyor beni. Şu an tanımlayamıyorum bu gerçeği, tam tadabilmiş değilim henüz ama bu kelimenin bende oluşturduğu tek anlam anlamsızlık. Belki de hissizlik. Felç gibiyim.