19.1.10

dank etmek

Az önce sevgili Lua ile konuşuyodum. Uzaklarda şu an kendişi, yaklaşık 7,5 aydır görüşmüyoruz yüz yüze, fakat anladım ki mesafeler birşey ifade etmiyormuş insan için. Özledim tabi, o başka, ama o da biraz farklı yerler, farklı kişiler filan görsün. Şu an bulunduğu yer İstanbul'dan çok farklı ama insanın her zaman illa ki bi New York, bi Paris görmesine gerek yok ufkunu genişletmek için. Eminim döndüğünde bambaşka birini bulucaz karşımızda, çok daha açık görüşlü, çok daha olgun. Onun adına çok seviniyorum bu yüzden.

İşte havadan sudan konuşmaya başladık ki bir de baktım, aklımdan bile geçmeyen şeyleri söylüyorum. Bilinçaltı bir bakıma, bilimsel açıdan bakarsak, psikolojiden 100 aldım yani hah. Meğersem ne denli üzgünmüşün, ne denli kırgın, ne denli sıkkın ve bıkkın da kendi kendime mutluluk yalanları atıyomuşum.

Şimdi anlıyorum neden bazen bunaldığımı. Eğer beni hep takip ediyosan -yakaladım seniii!- önceki bi yazımda anlatmıştım. Sevgili B bile bir çare bulamamıştı. Hatta sevgili Charlotte da aynı türden birşeyler hissediyordu ve ergenlik sorunu olduğunu söyleyince ben de buna kanaat getirmiştim.

Yok öyle değil benimki, biliyodum başka şeyler olduğunu da işte kendimi kandırıyordum. O konuşmadan sonra içerdeki televizyondan Leman Sam'ın Rüzgar'ı duyuldu. İşte onda kendimi buldum.

Herkese, herşeye kırgınım aslında, kızgın değil. Anladım ki herkesin sorunlarını dinlemek, onlara kafa yormak, kendini bir tarafa atmak, ertelemek, ertelemek, hep canım cicim davranmak olmuyormuş. Aslında herkes bi anda üstüme geldiğinden falan değil, uzun bi zamandan, belki de yıllardan bahsediyorum. Bu genellemeye katmadığım birkaç kişi var yalnızca. Ama sıkıldım galiba artık. Yepyeni felsefemle başladığım bir sene olsun o zaman 2010.




Biliyorum, bir rüzgar gelecek bir gün, bana esmeyi, esip geçmeyi anlatacak. İçeri girecek usul usul, beni bu dertten kurtaracak. Bana rüzgarlığı anlatacak, ben de onun gibi eseceğim.



Rüzgar gülümü alıp beklerim ben de.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder