16.1.10

mutl'u'mutlu

Biraz meşgul olmak, düşünmeye zaman bırakmamak iyi geliyor insana. Yoksa, düşündükçe ne kadar boş olduğunu herşeyin, düşündükçe yalnızlığını, ümitsizce hayaller kurdukça içi kararıyor, huzursuzlanıyor, (u)mutsuzlaşıyor.

Ne güzel sözdür onlar, birbirlerine bir harf kadar yakındırlar, biri yoksa diğeri de olmaz zaten, hayatın en anlamlı parçasıdırlar. Bazen, işte o çok meşgul olduğumuz zamanlar, unutuyoruz ne kadar önemli olduklarını, ikinci plana atıyoruz onları, hele şunları yapalım da onlar ardından gelir zaten, diyoruz. Halbuki onlar da canlı sayılırlar; nasıl ki insanlar kendilerine değer verilmesini isterlerse, kelimeler de bunu isterler aslında. Nasıl ki yalnız, kendine değer verecek kimsesi olmayan insanlar kendi içlerini yiye yiye ölüme gitmeye mahkumdurlar, kelimeler de kendilerine verilen değer sayesinde vardırlar. Biz bazen bilerek ve isteyerek, bazen de fark etmeden içimizdeki nefreti de öldürebiliriz, sevgiyi de. Eğer bunu yapabilme gücüne sahip olduğumuzu biliyorsak kendi yarattığımız duyguların esiri olmaktan kurtuluruz. Ama teslim olmuşsak, bizim o akılla yapabileceğimiz birşey yoktur, çoktan akıntıya kapılmış gidiyoruzdur zaten. Yanımızda mücadele etmemiz gerektiğini söyleyen birileri varsa şayet, tutunacak bir dal buluruz elbet koskoca nehirde.

Yanımızdakiler... Her zaman farklı anlamlara bürünür aslında bu kelime. Bazen arkadaşlarımızdan bahsediyoruzdur, bazen komşularımızdan, bazense ailemizden. Şahıslar değişse de işlevleri aynıdır hep: Yanımızda olmak. Yani bize destek olmak; sadece insanların değil, hayatın bile bize bi tekme vurduğu zamanlarda yerden kalmamız, toparlanmamız, gücümüzü toplayıp herşeye, herkese karşı mücadele edebilme gücünü yeniden kazanmamız için ellerinden geleni yaparlar onlar, tabi gerçekten yanımızdalarsa.

Kimse herşeyi bilerek doğmuyor elbette. Evrenin milyonlarca yıllık dönüşünün içinde geleceğinden habersiz, geçmişini sorgulayan insan, Adem'le Havva'dan bu yana öğrenme denizinin içinde kaybolmuş durumda. Tecrübe ettikçe öğreniyor, geçmişte yaptıklarını yinelememeye çalışıyor. Ama bu süreçte hep aynı kalan, yalnızlığa dayanamadığı gerçeği. Öyle ki, yalnızken rüzgarda savrulan bir kum tanesi hafifliğinde, karanlığın sessizliğine bürünüyor. Engin denizler gibi birden hırçınlaşıyor, kayalara vurmaya, onları parçalamaya başlıyor. Herkese, herşeye saldırmaya başlıyor, kalanları da etrafından uzaklaştırmak istercesine. Pişmanlıklar birbirini kovalıyor, içindeki feryatlar dinmedikçe daha kötülerine sebep oluyor. Dünyanın en akıllı canlısı neden mi buna dur diyemiyor peki? İşte o da kendini çok akıllı sanıyor, insanlardan uzaklaştıkça doğruyla yanlışı ayırt edemez, kendini sorgulayamaz oluyor. Bu noktadan sonra mutsuzlaşıyor ve ona bütün bunları yaşatan hayattan bir beklentisi kalmadığına inandırıyor kendini. Umutsuzlaşıyor.

Demek ki, hayatın en anlamlı parçalarını elde etmek için yanımızda olan veya olacak birilerine ihtiyacımız var. Demek ki, insan tek başına hiçbir şey ifade etmiyor. Demek ki, bizim için yaşam ''onlar''dan ibaret. Demek ki, kendi kendimize gülerek delirdiğimizi düşündüğümüz anlarda bile ''onlar'' gizli. Yanımızdakiler...

Bunca yıldır ''yanımda olanlar''a, ''yanımdakiler''e ve ''yanımda olacaklar''a teşekkür ediyorum, sabahları aynaya baktığımda tebessüm edecek gücü bana verdikleri için.

Ve, eminim biliyolar, onları çok seviyorum.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder