18.5.10

gelmesem de bekle beni...

Seni özlediğimde yüzümü dağlara dönerim ben. Sırtımı bir ırmağın akışına yaslarım. Kırgın ikindiler gelir göğsüme batırır tırnağını bir alıcı kuş. Taşlar susar taşlardan suskun bir ağrı şakaklarımda. Ben beklerim gözlerinde saklı şehrin kapılarından bir gün yine yalınayak perişan girebilmek ümidiyle. Gurbet derim kandan oyulmuştur her harfi. Sıla derim sonra adınla başlayan bir hikâyenin vatanına. Uzağım yaralıyım yabanım ne çıkar?
Sen bekle beni gelmesem de...

Bütün tebessümlerin altından sen çıkarsın gözyaşlarımın dünyanın damarlarına karıştığı yerden sen. Gün pılısını pırtısını toplayıp göçer dağların ardına ben kalırım. Rüyadır kovsan ayrılmaz kapından sana varmanın umudu. Hayaldir ellerinin alnıma dokunuşuyla koklayacağım deniz mavisi. Şiirlerini yağmura tutmuş bu adam ağlayarak bir fotoğrafa yüz sürmenin kaydını mecnun diye tutan geceye kanına bandığı bir çevreyi gösterir. Ayrıyız ateşim ve ellerim fırtınada. Giderayağım kanamalıyım yorgunum ne çıkar?
Bekle beni gelmesem de...

Hiç kimse böylesi bir sevdayı sırtına vurup yarelenmedi. Hiç kimse kanadına yokluğunun sancısını nakışlayıp uçurmadı kuşlarını. Hiç kimse gece başladığında ve ışık kuytulara saklanıp sessizce ağladığında kalbini ben gibi kucaklamadı. Sevdimse verdiğin yürekle sevdim bunun için azizdi yüreğim bunun için senden başkasını alamayacak kadar müstesna. Öldümse verdiğin yürekle öldüm katlimin salası önce sana ulaştı. Sordular elbet: Nasıl bilirdiniz?
Sen seslendin mi bekleyip de gelmeyenine ah sen dedin mi ki: Yakardı!

Gittimse baharın peşi sıra değil senden ırak mevsimlerin delibozuk çığlıkları peşine takılarak gittim. Bilemedim 'hangi şehre inersem yar beni karşılar'. Simsiyah urganlara asılarak iniyor ruhumun kuyusuna zaman dağılıyor ağıt oluyor ayrılıktan yeşermiş kamışlar. Ne hoyrat ne ağır bedeldir beklemek yine de bekle beni aşkı utandırmamak için bekle gelmesem de...

Şehre herkes yakışıyor şimdi. İşportacı delikanlılar tuzu kuru tüccarlar öğrenciler dilenciler ve yalancılar. Şehre bir ben yakışmıyorum. Çünkü sensiz bir şehrin toprağında ayak izim öksüz duruyor. Sensiz penceremde gün ışığı mahzun. Sanma ki yolcular sadece bavullarını alarak giderler bir şehirden. Giderken bana verdiğin güvercin ürkekliğini götürdüm yağmur ferahlığını kardelen cesaretini..

Kavuşmaya yüzümüz olsun diye ağlamadım. Unutmamaya kavlimiz olsun diye mahzun dokunmadım kirpiklerine. 'Sen ağlama kirpiklerin ıslanır' ağlama bekle yalnızca emanetlerini yerli yerine yani bakışlarını Zühre yıldızının burcuna sıcaklığını mezarımın başucuna ve aşkını hüzzam bir yağmurun dudağına koymaya ahdetmiş bu adamı bekle gelmesem de...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder