26.12.10

mor çatı

Fen sınavım çok kötü, mat'ta ise akmışım filan neyse, boşverelim biraz sınav mevzuunu da komiklikler şakalar tadındaki günümüzü anlatayım.

Sınav öncesi kantinde buluştuğum kıvırcığımla aşağıya inmeye karar verdiğimizde bu olayın bu denli ses getireceğini bilmiyorduk. Ses dediğim gerçek ses, yani kıvırcığım bir kalktı ki yerinden, yer yerinden oynadı, sandalyeler devrildi. Bi de sandalye pek ağır olunca bütün kantine rezil olmak da cabası oldu. Tabi ben kahkahalarla aşağıya inerken bugünün kıvırcığımın sakarlık günü olacağını tahmin etmemiştim ki merdivende takıldı ve benim üstüme koskoca "kıvırcığım" devrildi! Neyse ki sağlam tutundum da bir facianın önüne geçildi.

Flaş flaş Kadıköy'de bir dersanenin merdivenlerinde çarpışan protonlar büyük bir patlamaya neden oldu. Halk facianın eşiğinden döndüyse de protonlardan hala haber alınamıyor.

Ahahaha ama hala gülüyorum gerçekten. Canım kıvırcığım, anlatılmaz yaşanır tadındaki güzel insan, hayatımın mor rengi, evimin mor çatısı, çöp bacaklı gülhanı...

24.12.10

Sınav haftası bitişiyle saldırdığım bilgisayarım iki gündür tam mesai yapıyor. Yeğenimin blogu da tamamdır, duyanlar duymayanlara duydursun!

Şaka maka yeni yıl geliyor, doksanlıların askere gittiği yıllardayız. Anlamaman normal, demek istediğim, çok hızlı gitmiyo mu zaman ya?

Dünyaaaa, bu gece dursana!

Bu hafta hiç atar yapmadım, hiç demeyeyim de, bi defa keline atar yapmış olabilirim ama ders çalışıyodum yani, kutsal görev. Kelin mi kim? Burayı okumuyo olsa da onun şirin küçüklük anısından dolayı ona kelin diyorum artık, bilsin.

Za-yıf-lı-yo-rum! Çok iyi gidiyorum be, maşallah, çok büyükmüş hatta. Bi sürü kilolar verdim uu! Minik dilo olma çabasındayım iyice.

Yeni yıl yeni yıl yeni yıl herkese mutlu olsun kutlu olsun, geliyor! Çok beklentim yok bu seneden, kötülükler olmasın yeter. Ama 2011 be, çok hızlı geldin, çok hızlı git e mi?!

Öyle bir geçer zaman ki,
Dediğim aynıyla vaki...

8.12.10

minik filo

Dün atarlı genç meteyi, bugünse şeker kız kendiyi oynadım; günbegün değişiyorum yani. Ama burayı okuyacağını düşündüğüm birinden o an başka birşeye kızgın olduğum için ona da atar yapmış olduğum için özür diliyorum. Onu, özellikle yanaklarını ve dişlerini çok seviyorum.

Mete! Evet herkesin dilinde öyle bir geçer zaman ki vardı bugün, her çarşamba olduğu gibi. Adam resmen disiplin kurulunun ortasına ağaçtan pencereye atlayarak daldı! Berrin de ayrı salak zaten, neden anlamaz ki siyasetle ilgili birinin o yaşında biriyle evli oluşunun formaliteden ibaret olduğunu aceba?

Cery'nin haberi olsun, philosophy'den gelen filo kelimesi "sevgi" demekmiş. Sevgi böcüğü minik filo'yum ben o zaman.

Dün, sesinin kısıklığı yüzünden konuşmadan ders anlatan hocamıza fazla alışmış olan sevgili ben'in de sesi yokmuş gibi işaretlerle konuşması da çok hoş di mi? Ayrıca geçen sene bir şekilde rezil olduğum insana yeniden rezil olma girişimim de cabası! Merak etmeyin, girişimlerimi sonuçsuz bırakmam ben... malesef.

küçüğüm, daha çok küçüğüm, bu yüzden hatalarım...

6.12.10

maşallah çok büyükmüş!

Sınav haftası bitti, haftaya başlıyo ama neyse, derslerimin çoğunu dört gibi kötü desen diyemezsin, çok da iyi değil bir nota endeksledim filan rahatım çok. Yeğenim gitti, biraz kendim yaşayabiliyorum, yoksa onu mıncıklamaktan zaman su gibi geçiveriyodu.

Bazen gelen şu bunalımlı halimi attım üstümden, kara bulutlar peşimden koşturuyolar ama ben onlara tüm gücümle üflüyorum ki gelemesinler üstüme, misali. Böylece sorunlar unutuluyo, ya da takılmıyo.

Geçen hafta kıvırcığımla resmen kavga ettim. Hoş, öğlen izin alıp çıktık ders çalıştık, yani bu kadarcık bişeydi ama fena oldu, hem sınavımı etkiledi, hem beni. Neyse, ufacıcık şeyleri takmıycam bundan sonra, takmıycam, takmıycam ulan.

Dün dersanede olan olayı herkese anlattım, bi de buraya yazmazsam çatlarım. Kıvırcığım ellerini arkada bağlamış, elinde de o kumandaya benzeyen telefonu var. Arkasında da bizim sınıftan birileri, kıvırcığımın arkasına baka baka konuşuyolar. En son "Maşallah çok büyükmüş" lafını duyan kıvırcığım, onlara sapık muamelesi yapıp döndü arkasını. Çocuklar "Omnia 1 benim, seninki 2, bu da galaxy..." diyince telefondan bahsettiğini anladık. İyi ki "Ben çok iyi anlarım.." lafını bundan önce söylememişler, yoksa muhtemelen kafa göz dağılırdı.

Ya beş sene fazla geldiğinden ya da insanlarından dolayı artık okul bitsin istiyorum gerçekten. Üzülmüyo değilim tabi her gün görsem de akşam ayrılırken sarılma ihtiyacı duyduğum arkadaşlarımla ayrılmak koyar insana, ama mesafelerin dostlukları bozmayıp aksine güçlendireceğini bildiğimden de seviniyorum. Hayata atılmaya atılma, ayaklarının üstünde durmaya çabalama, vs gibi gelişmeler bekliyo bizleri, ilginç değil mi? Bakalım bakalım.

Ama sizi çok seviyorum be, her gün yüzünüzü gördüğümde yüzümüzde oluşuveren tebessümü de çok seviyorum, omzunuza kolumu attığımdaki sıcaklığı da. Nasıl unutulursunuz bilmem de zaten, diyoruz ya söz verelim diye, bu sene yeni yıldan bunu da dileyeyim madem:

Hayatımın her evresine şahit olmanız ve eşlik etmeniz dileğiyle...

16.11.10

moronlaşma sendromu

Yine bir lili klasiği ve yine sınav öncesi moronlaşma sendromu. Evet moron, odun, cansız öge gibi laflar kullanıyorum artık kendim için, yoksa inek çok sevimli kaçıyodu. Resmen bayramı bayram gibi geçirmiyorum, neyse ki arefede biraz kaçamak yapıp börek, sarma, kek, azıcık da temizlik yapıverdim. Pek hamaratım, elimin ayarı da pek iyi bu ara.

Sınavlar var haftaya, iki hafta sonra yine olucaklar, ve sonra yine, diye gidicek, sonra bi bakıcam yaz gelmiş. Yani çok hızlı geçiyo zaman be blogreader, resmen lise bitiyor.

Yeğenime bayramlık aldım zıbını, bahçıvanı, pabucuna kadar kırmızılandı, çok yakıştı bayram şekerime. Herkes de onu gıdısından öpmemi istedi, üç yaş kıyafeti giyen sevgili obez yeğenimi yedim bitirdim. Ayıcık. Boncuk. Elma gözlü. Takıntılı. Isırmalık tam!

Şu dönem takdir alayım da seneye de bedava gideyim dersaneye diye kasıyorum kendimi, gelecek dönem rahatlarım. Ama şu an resmen heyecanlıyım, korkuyorum; uf zaten şu gerzek duyguları bi yenemedim gitti, gerçi bu okul yaptı beni böyle, oks'de bile heyecan yapmamıştım ben bee!

Ama seneye okulumuzun taşınması fikri çok üzüyo beni, ööf! İlkokulda da son sene okulum el değiştirmişti bi gariplikler olmuştu, ne şanslıyım!

Neyse, onlarca ingilizce kelime beni bekler.

Maybe I just want to breath
Maybe I just don't believe

12.11.10

yaşlılık

Yellow submarine'deki submarine'in yani denizaltının sarı olma sebebi sigara içilmesiymiş.

Hayri pıtırcığın son filminin ilk bölümü bu çarşamba çıkacakmış.

Bu hafta da kurban bayramıymış, şimdiden kutlu ola.

Bu ara arkadaşlarımı ne kadar çok sevdiğimi sıkça hatırlamışım, yaşlılık heralde.

Bi ara çıtır yengeç bacağı yemek lazımmış.

Akşam kavak yellerinde efeyle aslı karşılaşacakmış, uu çok heyecanlıymış.

Yazmayı hem isteyip hem istememek gibi bir çelişki yaşamak da zor şeymiş.

'Cause all of the stars have faded away
Just try not to worry, you'll see them some day
Take what you need and be on your way
And stop crying your heart out

2.11.10

aynen öyle

Yıl olmasa da ay olmuş yazmayalı. Pek kederli pek dertliyim bu aralar desem yalan olur, bugüne ayıp etmiş olurum.

Bazen çok sıkılıyorum; insanlar benim gibi değiller, evet farklılıkları yüzünden seviyorum zaten onları ama benim kadar .. değiller. Evet onlar da öyleler ama dozlar farklı. Mesela ben fazla fedakar olabilirim, gerçi benden daha fedakarını görmedim diyemem, yanı başımda durur kıvırcığım. Ama ilişkilerde fedakarlık, özveri gibi konular mühimdir. Yıllardır güvenini kazanmış dostluklar bile en ufak hareketten sonra sarsılabilir. İlişki dediğim de tüm insan ilişkileri, ki bahsi geçen arkadaşlık. Bu ara Türkan Saylan'ın hem dizisini izleyip hem kitabını okuyorum; onunla yatıp kalkıyorum desem yeridir. Hayatımın başlarında onun kadar hayalperest ve romantik olduğum söylenemez, aksine odun bile denilebilirim. Her gece bir sürü hayal kurarım, çok ilginç şeyler olabilir ama yine de gerçekçi bir hayalciyimdir, ayaklarım yere hep sağlam basmıştır. Nitekim toplumda saygın bir yer edinmek söz sahibi olabilmek için fazla idealistlikten vazgeçip saylan gibi doktor olmayı istemem de bundandır. Dediğim gibi hayatımın başıyla olmasa da şu yaşlarımızı özdeşleştirdim onunla, gerçekten çok benzerlik olduğunu farkettim. Gerek olaylara bakış açım, gerekse hissettiklerim benzer, hatta şu an konudan bu denli sapmış olmam bile çok benziyor. Gel gelelim arkadaşlığa, evet ben de onun gibi arkadaşlığa, dostluğa önem verenlerdenim. Belki bu zihniyetim beni herkesi arkadaş gibi düşünmeye zorluyor, ama bunun kötü birşey olduğunu sanmıyorum. İnsanları, insanlığı kayıtsızca sevmek güzel şey çünkü.

Cümleler çok karışık, konu daldan dala olsa da beni özledin blogreader, itiraf et. you know you love me, xoxo d-lo.

Ha bugün mü ne oldu? Okulda yine biraz moralim bozulmuştu, gerçi kıvırcığımın dolmaları ve sınıfının günü sayesinde midem ve ben pek sevindik. Etüt var bu hafta her gün, bugün de oldukça geç saatteydi. O saate kadar çok iyi şeyler yaptık. Çok. Kıvırcığımı çok seviyorum ulan. Çok. Paris'i de Karaköy'ü de çok seviyorum.

Bu arada edebiyat hocam kakı bana takmış durumda. Adımı da ezberlemiş, sürekli bana söz veriyo derste, ayıp. Bi de hala "aynen öyle" diyo. Bilginize.

6.10.10

minik dilo

Yazmayalı yıllar olmuş yine. Okul başladı falan filan demeli, anlatmalımalı.

Evet üçüncü haftadayız okulda. Üç haftadır 11'im ve yeni alışıyorum. Sınıfım bi garip ama sevdim; gayet iyi ya, geçen seneden sonra büyük nimet bence. Sevgili H. B. M. V. varlar. Hüsam var bi de, yeni fizikçimiz, sarhoş olabileceğini düşünmekteyiz hala.

Diyetisyene gittim bi ara, ama çok şey verdi yani onları hep yesem ben iyice dobi olurum. dobidobidobi

İyice inek oldum, her gün yüz soru çözüyorum yahu, geçen seneki test kitaplarımı görüyorum bomboş, gülüp geçiyorum yani.

Doğum günümü kutladık bugün, biraz erkenden, çok iyi de oldu çok da güzel oldu, hediyeleri mikemmel, çok manidar, dilonuz sizi çok seviyo be!

minik dilo diyolar bana, cüsse olarak olmasa da bi yaş küçüğüm onlardan, minikim ben.

10.9.10

şebek

29/29! Tam oruç tuttum a dostlar, bayram da bana geldi zaten. Gerçi deliye her gün bayram ama yine de herkese iyi, mutlu kutlu bayramlar!

Yemek yemek çok güzelmiş onu hatırladım, bayram boyunca + pazar günü doyasıya yemek yicem, kimse tutmasın beni! Çok özlemişim cidden ya, kahvaltı filan eğlenceli şeylermiş aslında. Ooooh gelsin kilolar!

Bugün BigLion'un blogunu böylesi ciddi görünce şebekliğimden utandım diyebilirim. Ama kendisinde herhangi bi değişme yok, gibi gibi görünüyo, değilse de çıkar kokusu yakında.

Şebeklik demişken, bayram koşuşturmacası içinde ben de evde yalnız kaldım, elektrikler kesildi bi ara karanlık bastı, ama herşeye rağmen evet tam olarak bir şebeğim. Salak salak gülüyo şarkı söylüyorum, mutlu olmam için şu an bi sebep yok ama acayip şenim. Sonumuz hayrolsun diyelim.

5.9.10

6 x 10 = 60

Uzun bir aradan sonra yine yeniden tadında, işte lili karşında!

İki haftadır 60 ders görmüş bir bünye olarak tatile yeniden kavuştuğumu söyleyeyim öncelikle. Dersane başladı işte, on gün, her gün altı ders, çarpınca 60 ediyo, oleeey! İyice saçmalamadan hayattan kısa bir özet geçeyim.

Dersanede, malesef mi desem bilmiyorum, en iyi sınıftayım. Neden mi malesef? AFL birincisi bizde, diğerlerinin de aşağı kalır yanı yok, bütün möö'ler toplandık. Gerçekten sınıf belirleme sınavında nası bir beynim vardı, hiç bilmiyorum, az çabalasam zaman makinasını icat ederdim heralde. Ama en azından kıvırcığımla aynı sınıftayım, yan sınıfta da miccer, işte bu süper.

Sevgili merinos geldi geçen gün, sonunda kavuştu istanbula. Aaah ah çok eğlendik biz onla! Sayesinde her gün önünden geçtiğim, sıradan gelen şeylerin bile fotoğrafını çektim. 1.lige çıkışını kutluyor, istanbul maçlarını iple çekiyorum. Bu arada cenk akyol'un annesiyle tanıştık, hani şu 12 dev adamdan biri olan, merinos şansı işte.

Geçen hafta iyiydi de, bu hafta doktorları çok kaçırdım, çok üzüldüm yahu. Sahurda izledim az buçuk ama tam izlemek de iyi olurdu. Meğer yalnız değilmişim onu izlemekte, benim dışımda izleyen arkadaşlar da varmış, hatta tekrarları çok izlenmiş diye yeniden başlayacakmış! Ama ya suat ya zenan olmazmış, ağlarım hee.

Okul müdürü gitmiş, mesut&ayhan kankalar gitmiş, yeni edebiyatçı gelmiş, selçuk hoca afl'ye gitmiş falan filan, bilmeyen varsa bilsin.

Bayram geliyo heyooo! Ama bu sene de bana tam bayram olucak yani, yemek yemeyi özledim cidden, su içmek filan güzeldi be. Umarım bayramda köye giderim, yoksa tadı olmuyo yani.

Çok sevdiğimiz dostların bile içini bilemezmişiz, bunu öğrendik bu ara. Bir dahaki derse bakalım bakalım...

18.8.10

ajan tuz

Hayır, yapmıyorum böyle bi fenalık ve ajan tuz'u geri alıp ajan salt demeye devam ediyorum. Ama sevgili G. ile hangi filme gidiceğimizi merak eden abime telefonda "salt, salt işte, tuz ya, var ya hani ingilizcede" diye anlatma ısrarı gösteren benim de dilime dolandı, ne yapayım.

Ne ajanı ne saltı demeden söyliyim, angelina jolie'nin yeni filmi salt'tan bahsediyorum elbet. Inception'ı çoktan izledim, internet sağolsun tabi, ama madem film izlicez bari buna gidelim dedik. Bi de ckm'de! Lanetler okumaktayım hala! Boşa giden bir 12.5 tl ve angelina'ya sinir olmam için bir sebep daha... Saçmaydı çok. Bu arada sarı saç hiç yakışmazmış.

Bu sıralar hep nefret ettiğim, dalga geçmeye doyamadığım bir diziyi veriyolar tekrardan, hatta günden bilmem kaç bölümle resmen dayatıyolar izleyiiiiiiin diye. "Doktorlar"dan bahsediyorum ve itiraf ediyorum ki izliyorum! Neyse ki şu nefret ettiğim ikili - mehmet aslan & aysun kayacı kalp ben- ayrıldı da onları izleme eziyetine katlanmıycam. Ne için izliyosun dersen de her ne kadar gerçek doktorlukla alakası olmasa da bana cerrahiyi sevdiriyo, biraz da suat-zenan ikilisi iyi işte.

Bugün abim kendi bakamadığı sezaryen videosunu bana izletmeye kalktı. Kendisi bakamazken ben baya iştahla izledim, bana ne laflar etti ki sorma. Ama ben hep böyleydim, küçükken böyle cinayetli filan filmleri görünce oyuncaklarımı bırakır tv'ye yapışırdım. Mesela bi ara anneme kene yapışmıştı, hastaneden nefret eder hayatta gitmez kendisi, benim çıkartmamı istemişti ve annemi resmen orda ameliyat etmiştim ya! Cıyak cıyak bağıran annem ve hala içinde ayağı filan kalmış olabilir diye etin içini temizleyen ben... Cani olabilir miyim ki aceba?

Civciv katiliyim ben.

11.8.10

bir anda

Abimin askere gitme fikriyle ağustosun hiç bitmemesini istemem ve de aynı zamanda merinosum geleceğinden eylülü iple çekiyo olmam gibi bi çelişkinin oluşması...

içimde bi'şey var bu akşam
beyazlar karardı bir anda
sen orda benim çok dışımda
uzaklar çoğaldı bi anda
...
emekler aş olmaz kalırsa
hayattan bıkarsın bi anda
sen orda bugün çok uzakta

bir anda bir anda bir anda
...


Hayatta her şey bir anda oluverir ya zaten...

10.8.10

yamukağız

Bugün blogumun adının özgürbalık lili olduğunu iddia eden sevgili B.ye teşekkürü borç bilirim.

Nette konuşurken arkadaşım "şaka maka" diyince aklıma "waka waka"nın gelmesine sebep olan abuk zekamı da seviyorum.

Benimle görüşmek için sıraya girmiş bulunan tüm arkadaşlara da saygılar sunarım, bi ara halledeyim sizi de.

Kankardeşimin de dediği gibi çok mütevazi olduğumu farkettim, sevinçliyiz hepimiz.

Efe'nin döndüğünü gösteren reklamların hepsini izleyebilmek için geç yatıp erken kalkıyorum ve sürekli kanal d reklamlarını izliyorum desem de inanmazsın. Ama gerçekten gülmeyi, onun güldürmesini özledim sanırım, yamukağız.

Salıncakta doyasıya sallanıp vapurda martılara simit atmak sonra gidip kitaplara bakmak istiyorum, bi de ispanyolca kursuna varım diyen birilerini arıyorum. İlgilenen???

kokmuş çorap

Hiç yazasım gelmiyor be blogreader, yani seni, beni bekleyişini filan özledim tabi ama diyorum ya keyifsizim.

Genel bi durum açıklaması yapayım madem, gerçi ramazanda bol vaktim olucak yazmak için ama yine de özet geçeyim:

Annemin teyzesi vefat etti, köye gitmek zorunda kaldık ve MUN işi yattı. Orda bi de güzel hastalandım bol ateş öskürük filan. Neyse ki doğa güzeldi, vakit iyi geçti sayılır, kebelekler falan işte.

Abim askere gidicek sanırım bu ay sonu, yeğenim büyüyo maşallah, bi de keltoş oldu. Ders çalışıcam işte 24'ünde dersane var. Yarın ramazan başlıyo, sahur oruç iftar derken bitivericek o da. Pideyi de iple çekiyorum ha.

Öyle bir geçiyor ki zaman, farkında olamıyorsun. Hayat zor, ki mücadele de yakında. Korkmuyorum, ben cesurum ama bazen iki dakika sonrasını bile bilememek yıldırıyor insanı. Hele bir de vicdanın yerli yerindeyse, ağlayamadığın için gülersin; bazen de kırılıverir elinde o mutlu çerçeve, yine kendini üzersin.

Yurtdışı için çok iyi haberler aldım, işte SAT sınavına burda girilebildiğini bilmiyodum filan ama bunları öğrenmek beni isteksizleştirdi, bilmiyorum, tüm dünyayı gezmek süper tabi ama okumak için kötü bi fikir mi diye düşünmeye başladım. Hatta öyle ki herkesin bana yakıştırdığı ama benim nefret ettiğim, sıradan gördüğüm tıp okuma fikri hiç de fena gözükmüyor. Moleküler biyoloji ve genetikten vazgeçtim diyebilirim. İstanbul üni.de okuyup sonra yurtdışı değişim programıyla bi yerlere gidip orda da devam edebilirim.

Evet gördüğün üzere hiçbir şey bilmiyorum.

Bu arada yalnız şu iki mısrasını bildiğim ve dalga geçtiğim sevgili tarkan özentisi garip yaratığa tarkan nasıl olunuru öğrenmesi için adımı kalbine yaz albümünü öneriyorum.

Çorabımın teki hala yok
...
Şiki şiki bi durum valla yok

!!!

İnan bana kokmuş çorabının teki umrumda bile değil.

23.7.10

salyasümük

10 gün köyde mis gibi havayla yaşamak, geceleri soğuktan donmak, köyümün gerçekten istanbula bu denli yakın mesafede ama bir o kadar uzak oluşu, nezle olmam falan filan işte; kısacası döndüm geri.

Buralara yaz günü kar yağıyor canıms

4.7.10

Evveeet yepyeni bir blogla karşındayım! Sanatsal takılmayı planladım biraz da, eskiden pek ilgiliydim ama tabi lise beni herşeyden kopardı. Ufkum açılsın ama, dimi ama dimi?

http://kakulecekirdegi.blogspot.com

3.7.10

interrail yapmalı

Yahu hiç yazasım yoktu, iki saattir haymana beygiri gibi dolaşıyodum, bu arada ... gibi dolaşmak diye bi deyim hatırlıyodum, google'a yazınca bu çıktı, çok artist değil mi? Her neyse işte dolaşırken dedim aceba şablonumu mu değiştirsem. Blogger'ın yeni şablonlarına baktım ve çoook çoook beğendim açıkçası, kendime de şöyle alacalı bulacalı renkli bişeyler seçtim ve işte özgürlili!

Hatta öyle ki başka bloglar açmayı da düşündüm, işte bi dane edebiyatımsı sanatımsı, bi dane gezimsi, ki zaten interrail yaparken bunu açıcaktım.

Ve o da nesi diyenlereeeee:
Evet, liseyi bitirince interrail yapmaya karar verdim. Kendim verdim şu an için, ama hele bi şu lise bitsin ben kararlarımı uygulamasını bilirim. Aslında ailem izin vericek olsa gider gelecek sene yapardım, ki bunu düşünen arkadaşlar, hatta kankalar var, ama öylesi bi izni beklemiyorum açıkçası.

25.6.10

dök içini evladım

Bu sene de bitti!

Biraz geç kaldım tabi bunu söylemekte ama olsun, yeğenim bizde de ayrılamıyorum kendilerinden, soğudum internetten.

Yoruldum çok, hep "sınavlara rağmen okul başlasın" diyen ben bir daha dönmemek ümidiyle ayrıldım okuldan. Son son yine canım sıkıldı, daha doğrusu canımı sıktılar ama umrumda değiller. Ben onlara yardımcı olmak istedikçe onlar üstüme çullandılar, yapmadıklarımı yaptı saydılar, şimdi de arkamdan güzelce konuşabiliyolar.

Boğulmuşum meğer!

Benim yokluğumdan etkilenmeyecek insanların arkadaşlığına yokum ben. Gözüm açıldı biraz, eski saf değilim, eski dedikoducu hiç değilim, bunu gülerek okuduysan da, ne kadar ciddi olduğumun farkına varınca inanıcaksındır.

Bu seneyi yine pek beklemediğim bi takdirle kapadım. Her ne kadar etrafımdaki kimi şahsiyetler notlarım konusuna bana ettiklerini unutmuş, bir daha dile getirememiş olsalar da benim hafızam kuvvetlidir, duyurulur.

Hiç komik ve şakacı konuşmadım evet!

İçimi döktüm azıcık, hadi bakalım bi dahaki sefere.

p.s Kıvırcığım, her ne kadar yanında olamasam da, her ne kadar 9 gün önce kutlanmış olsa da, her ne kadar attığım mesajı tekrar edemesem de, iyi ki doğdun, iyi ki varsın! Benden kurtulamayasın :D

12.6.10

bir rüya farz et

Boğucu sınavlar, boğucu sorunlar, herkesin herşeyin üstüme üstüme gelince birden üst üste gelmiş bulunmaları, hayattaki kelime oyunları derken 16 sınavın da ardından kısmi özgürlüğüme kavuşmuş bulunmaktayım.

Evet, özgürlili!

Gerçi yarın sabah dersanede sınavım var ama tabi ki bu benim moralimi bozmuyor. Moralimi asıl bozan şey yıllardır yaptığım planların insanlarca altüst edilmesi, sonuçta bu sene de benim pes edip plan yapmamam, ardından yine aynı kişilerin niye planın yok diye sorgulaması ve yakın zamanda yapılan küçücük planlarımın bile mahvedilmesi sonucu benim ne yapacağımı şaşırmam.

Çok da karmaşık konuşurmuşum, yakıyorum.

Arkadaşlarla yapacağım bi toplaşma etkinliğinde tanımadığım insanların bulunacağı meselesi kafaya takılınca ben de bunu düzenleyen arkadaşıma sordum, tanımadıklarım kaç kişi ve kaçı erkek diye. Aldığım cevap beni şu bıkık halimde oldukça güldürdü gece gece:
Ya az erkek vardır, dünyadaki populasyonları az zaten
Evet bu insan 10. sınıf biyolojisini gerçek anlamda hayata işlemiş, tebrikler kendisine.

MUN diye bi olay var duyan duymuştur, yorgunum anlatamam hem, anlatılmaz yaşanır zaten. Çok yaşadım ya, konuşuyorum. Ama yaşamayı planlıyorum hatta bildiğin direk delege olarak katılıcam, bakalım büyük bi topluluğa rezil olma çabalarım nası sonuç vericek, izleyelim görelim.

....
Geçici bu ayrılık bir rüya farzet
Sonunda zafer bizim olacak sabret

Sabret inci tanem bekle beni
Döneceğim mutlaka sabret
Ağlama ne olur vazgeçme bekle beni
Döneceğim mutlaka sabret

rüya? kabus? karabasan?

28.5.10

formspring.me

Ask me anything http://formspring.me/kakulecekirdegi
Çok sevdiğim söz, ve hislerimin de bu doğrultuda oluşu...

Time passes. Even when it seems impossible. Even when each tick of the second hand aches like the pulse of blood behind a bruise. It passes unevenly, in strange lurches and dragging lulls, but pass it does. Even for me...

Zaman geçiyor. İmkansız göründüğü zaman bile. Hatta saatin her tik tak edişi insanın canını acıtsa da. Yavaş yavaş geçiyordu saniyeler. Yalpalayarak ve sessizliklerin içinde sürünerek. Ama bir şekilde geçiyordu. Benim için bile.

25.5.10

küçük kız

Az önce okudum facebook'ta, çok hoşuma gitti ama, paylaşmak istedim.

Küçük bir çocuk, hamile bir kadının karnına dokunarak:
-Ne var sizin karnınızda teyze,
Kadın:
-Çocuğum var evladım, diye cevap verir.
-Sizin çocuğunuz mu?
-Evet
-Onu seviyor musunuz?
-Evet
-Çok mu seviyorsunuz?
-Evet evladım.
-Öyleyse neden yediniz?

23.5.10

saçlar git

9 gün boyunca okulun "bence" olmaması, 19 mayısta bi uğrıyım bari deyişim, köyüme gitmek, ağaca tırmanmak, eriğe doymak, yeğenime doyamamak...

Saçlarımı kestirdim. Hem de çok çok çok! Kavak yellerindeki mine gibi oldu, belki biraz daha uzun olabilir. Ama özgüven geldi cidden, gömleğimden sıyrıldım sanki, onu çıkardım attım.

Önemsemiyorum kimseleri, hedefe doğru koşmak istiyorum, doyasıya yaşamak aynı zamanda, sonra da kaçıp gitmek çok uzaklara. Bir gün belki...

Forever young, i wanna be forever young!

18.5.10

gelmesem de bekle beni...

Seni özlediğimde yüzümü dağlara dönerim ben. Sırtımı bir ırmağın akışına yaslarım. Kırgın ikindiler gelir göğsüme batırır tırnağını bir alıcı kuş. Taşlar susar taşlardan suskun bir ağrı şakaklarımda. Ben beklerim gözlerinde saklı şehrin kapılarından bir gün yine yalınayak perişan girebilmek ümidiyle. Gurbet derim kandan oyulmuştur her harfi. Sıla derim sonra adınla başlayan bir hikâyenin vatanına. Uzağım yaralıyım yabanım ne çıkar?
Sen bekle beni gelmesem de...

Bütün tebessümlerin altından sen çıkarsın gözyaşlarımın dünyanın damarlarına karıştığı yerden sen. Gün pılısını pırtısını toplayıp göçer dağların ardına ben kalırım. Rüyadır kovsan ayrılmaz kapından sana varmanın umudu. Hayaldir ellerinin alnıma dokunuşuyla koklayacağım deniz mavisi. Şiirlerini yağmura tutmuş bu adam ağlayarak bir fotoğrafa yüz sürmenin kaydını mecnun diye tutan geceye kanına bandığı bir çevreyi gösterir. Ayrıyız ateşim ve ellerim fırtınada. Giderayağım kanamalıyım yorgunum ne çıkar?
Bekle beni gelmesem de...

Hiç kimse böylesi bir sevdayı sırtına vurup yarelenmedi. Hiç kimse kanadına yokluğunun sancısını nakışlayıp uçurmadı kuşlarını. Hiç kimse gece başladığında ve ışık kuytulara saklanıp sessizce ağladığında kalbini ben gibi kucaklamadı. Sevdimse verdiğin yürekle sevdim bunun için azizdi yüreğim bunun için senden başkasını alamayacak kadar müstesna. Öldümse verdiğin yürekle öldüm katlimin salası önce sana ulaştı. Sordular elbet: Nasıl bilirdiniz?
Sen seslendin mi bekleyip de gelmeyenine ah sen dedin mi ki: Yakardı!

Gittimse baharın peşi sıra değil senden ırak mevsimlerin delibozuk çığlıkları peşine takılarak gittim. Bilemedim 'hangi şehre inersem yar beni karşılar'. Simsiyah urganlara asılarak iniyor ruhumun kuyusuna zaman dağılıyor ağıt oluyor ayrılıktan yeşermiş kamışlar. Ne hoyrat ne ağır bedeldir beklemek yine de bekle beni aşkı utandırmamak için bekle gelmesem de...

Şehre herkes yakışıyor şimdi. İşportacı delikanlılar tuzu kuru tüccarlar öğrenciler dilenciler ve yalancılar. Şehre bir ben yakışmıyorum. Çünkü sensiz bir şehrin toprağında ayak izim öksüz duruyor. Sensiz penceremde gün ışığı mahzun. Sanma ki yolcular sadece bavullarını alarak giderler bir şehirden. Giderken bana verdiğin güvercin ürkekliğini götürdüm yağmur ferahlığını kardelen cesaretini..

Kavuşmaya yüzümüz olsun diye ağlamadım. Unutmamaya kavlimiz olsun diye mahzun dokunmadım kirpiklerine. 'Sen ağlama kirpiklerin ıslanır' ağlama bekle yalnızca emanetlerini yerli yerine yani bakışlarını Zühre yıldızının burcuna sıcaklığını mezarımın başucuna ve aşkını hüzzam bir yağmurun dudağına koymaya ahdetmiş bu adamı bekle gelmesem de...

why does it always rain on me?

Pek yazasım gelmiyor içimden, yine içime dönmek istiyorum ben, herşeyi içimde halledicem, gerçi halledemiycem desem daha doğru ama şunu öğrendim ki hiç kimse ben değil, bütün yaşadıklarımı bilen bir tek ben varım ve kimseden de beni anlamasını beklememeliyim.

Her neyse uzun zamandır istiyodum bunu söylemeyi, bir kitap var Adem Özbay'ın, Gelmesem de Bekle Beni diye. Çok ilginçtir, bu insan muhtemelen şiir yazmaya da yeteneklidir, ama şairane sözlerini düz yazıyla aktararak beni çok etkilemiştir. Çünkü şiir kitabı okumak gariptir, hatta kimisi için komiktir, ama böylesi çok da hoş olmuş.

Arada burdan kesitler sunmak istiyorum, tabi internette bulabildiğim kadar, yoksa kitaptan elle yazıcak değilim.

I can't sleep tonight
Everybody's saying everything's alright
Still I can't close my eyes
I'm seeing a tunnel at the end of all these lights
Sunny days
Where have you gone?
I get the strangest feeling you belong
Why does it always rain on me?
...

5.5.10

Yeğenime blog açtım a dostlar!

http://ilovemyaunt.blogspot.com/

Tamam, tam bir megaloman olabilirim.

bacardi

Uzun bir aradan sonra mikemmel bir yazıyla karşında olduğumu varsayıyorum.

Sınavlar, gir, çık, kim kime dum duma, duma duma dum kırmızı mum, ne diyorum?!..

Evet uzunca bir sınav haftasının ardından su savaşı yapan mı dersin, koridorun ortasında çığlık atan mı, hepiciği bizim okuldaydı. Buyur gel bize, ülkemizin deli potansiyelinin en fazla olduğu yeri görmüş olursun, diyelim senle "haydi gel içelim".

21 Mayıs'ta buyur, HasalFest, her ne kadar katılamayacak olsam da maselef, Yüksek Sadakat geliyor, saat 18.00-21.00 arası. Biletler 25 TL. Adres: Barbaros Mah. Mütevelliçeşme Cad. Sedef Sk. No:1 Koşuyolu/Üsküdar

Yazık be feneve, daum o kadar gelivermiş bi kez daha, yabancı o kadar ayıptır, verseydik kupayı yavrum, ağlatmayın... Ama lütfen fenevli insanlar da okuyosa kusuruma bakmasınlar artık, çok güldüm cidden, kötü şans, uğursuzluk resmen. 28 yıl! Hani ezeli rakip filan da kabul etmek lazım şimdi, o kupayı alamayacak bi takım değil. Aman neyse ki bizim yeğeni halihazırda yavru aslan yaptım, yoksa çocukcağız fenevli filan olsa kupayı görüceği yok, yazık kötü kader biçmeyelim şimdiden.

Yaz geldi her gece kulüpte hadi
Az geldi vur şişenin dibine
Gaz geldi atla dans pistine hadi
Bir Bacardi, gecenin vakti, Ghetto Party

24.4.10

emcekare

Seni gerçekten anlayabilen tek kişinin de kilometrelerce uzakta olması zor şey. Ama yine de güzel be, onun var olduğunu bilmek, delirmediğime kanaat getirmek, yalnız olmadığımı bilmek şu yeryüzünde. Yanımda olmasan da fiziki manada, biliyorum biz bir bütünüz bambaşka bir dünyada. Seni sevmiyorum sütoğlan, çünkü bensin sen, sen de benim. Salla kilometreleri, bir derdin olduğunda ışık hızını yemişim, hemen dibinde biterim.

Ha bi de unutmadan söyleyeyim. Buklelerine kalem sokarım.

what we need

Hep hayal ettiğim dostluğa kavuşamayan ben... Hep yanımda olduğunu bileceğim, kötü hissettiğimde yanıma koşacak, derdimi dinleyecek, tüm sırlarımı paylaşabileceğim, sabahlara kadar telefonda sohbet etmekten bıkmayacağım, yanyana geldiğimizde konuşulacak şeylerin bittiği bir an bile olmayacak, gibi gibi biri.

Çevremdeki sürüyle insana rağmen yalnız hissetmem...

Yaklaşık bir haftadır tuvalet sorunu yaşayan bir aylık yeğenim ve onun tuvaletini yapmasıyla huzura eren biz, evet o değil biz.

Küçücük bir canlı ve onun insanlara hissettirdikleri... Yüzündeki o salak gülücük paha biçilemez.

Mmmm whatcha say,
Mmm that you only meant well?
Well of course you did
Mmmm whatcha say,
Mmmm that it's all for the best?
Of course it is
Mmmm whatcha say?
Mmmm that it's just what we need
You decided this
Whatcha say?
Mmmm what did she say?

22.4.10

akar

Sürekli saçlarımı kestiresim geliyor, nedir bu heves canım?! Yarın veya ertesi gün saçlar gidebilir, bilgine.

Artık çevremi önemsemiyorum. Kim ne der, aman şöyle yapmayayım, demiyorum. Evet, felsefemi benimsedim sanırım, çok sevinçliyim, bunu başardım ve işte kendimi kuş gibi hafif hissediyorum!?;+&^ Tamam, sayısal ifadelerden bahsetmiyorum!

En kısa zamanda sayısal ifadelerin de küçülmesini temenni ediyorum tabi ki.

Yeni insanlar tanımam gerektiğini düşünüyorum, belli bir çevreyle kısıtlandım gibi geliyor. Dersane işe yarayabilir tabi gelecek sene ama evvela başka ortamalara akmalıyım sankim.

21.4.10

gurme

Nnnnamanın o da nesi! Bir ışık mı görüyoğrum?

İşte bu tatta bir gün. Bi ışık geliverdi böyle yukardan felil felil, o ne demek hiç bilmem, bir nur böyle, aydınlandım herhald. Trigonometriymiş, elektrikmiş hah! Halt etmiş.

Kadıköy'de mosquito var böyle, rexx'in karşısındaki sokak gibi işte, pilavcı var köşede. Köri soslu tavuğunun yanında yatılabilir, benden söylemesi. Komisyon almıyorum tamam ama damak tadım çok iyidir cidden, gurmeyimdir hatta, faydalanın benden.

Rahibe Teresa'dan bir söz geliyor şimdi, düşün taşın bugün, yarın sözlü yapcem.

İnsanları yargılarsan, onları sevmeye zamanın kalmaz.

Veeee ardından hiç alakası olmayan bir karikatür!..

19.4.10

yeni ben

İspanyolca öğrenmekte çok kararlıyım a dostlar! Tecrübeli insanlar varsa çevrende bilmek isterim. Hatta bu yaz ispanyaya gitmek ne güzel olurdu dedim ama annem arkadaşlarımda bir ikisi olmadan olmayacağını söyledi. Çok yazık! Gelebilecek, gelmek isteyen varsa onu da bileyim, bi barça yapardık.

Ne güzel çocuklardık daha dün, uyandım bu sabah, bir de baktım gökyüzüne ki ne göreyim? Kaybolmuş pembe bulutlar.

Kocaman olduk gerçekten. Düşünüyorum da küçükken 17 yaşa imrenirdim hep, çok farklı olacağıma inanırdım o yaşta, ama ne kaldı şunun şurasında, sanmıyorum pek bi fark olacağını şimdiden. Sevgili Y.'den motivasyon geldi tabi bunun üzerine. Diyorlar ki:

Yeni bir aşk yeni bir iş
Yine gülecek bir neden lazım
Yeni bir haber yeni bir kader
Bunlar için bana şans lazım

Yeni bir duruş yeni dokunuş
Tek tek keşfetmem lazım
Yeni bir hayat gerisi bayat
Kendime yeni bir ben lazım

Bakalım neler olacak da yeni bir ben olacağım, meraklar içindeyim.

Haftaya sınavlar, sonra festivaller, yemek derken yine sınavlar ve hoppala yine yeniden yaz! Planlar için geç kaldım sanırım, biraz acele etmeli mi ne? Ama bu sene biteceği için çok mutluyum, ilk defa okuldan kaçmak ister gibiyim, ilk defa yazı böylesi bir hevesle bekliyorum. Sevgili sınıfım, yaşananların verdiği bunalımımsılar demek ki beni bu kadar bıktırmışlar!

Bu sene iyi geçmedi söylemem lazım
Kader beni seçmedi ama görmemem lazım
Belki birden bire yeniden başlamam gerek
Eskiden taptığımı bugün taşlamam gerek
...
Günler güzel geçmedi unutmam lazım
Asıp yüzümü kalmışım azcık kırıtmam lazım
Hep içime atmışım anlatmam gerek
Hepsini bir kazana atıp toptan kaynatmam gerek

18.4.10

öcü

Kıvırcığımı eve atmam, tüm hafta sonu kendisiyle işlerimizin olması ve ondan hala bıkamamış olmam, azıcık diyetin dışına çıkmamız, yıllar sonra dejavu seyredebilme şerefine erişmem, sabaha karşı dedikodunun tavan yapması, kimsede susmayan yeğenimin benim kucağımda sakinleşip uyuması, ispanyolca öğrenmeye karar vermem, veli toplantısında verilen ara karneden sonra annemin hala sağlığını ve sabrını kaybetmemesi, herkesin artık benim gerçekten de çok sabırlı oluşuma ve hala insanları memnun etme çabama inanması... gibi gibi.

Kısa bir özetin ardından yaşamdan bir kareyle devam edelim.

İnan bana bu benim.

En sevmediğim işlerden biri olan yorgana nevresim geçirmeyi yaparken sevgili kıvırcığımın "Aaa biz eskiden onun içine girerdik!" demesiyle gaza gelen ben ve can çekişirken beni fotoğraflayan kıvırcığım.

Sevsinler seni.

16.4.10

Bugün sevgili kıvırcığım yanı başımda, başucu kitabım gibi maşallah. Şincik sözü ona bırakıyorum; kendisi her ne kadar boş bırakmayı düşünmüş olsa da...

sonundaaa diloloyuma kavuştum...midemdeki dolmaları hazmetmeye çalışırken bunu yazmak zor gelse de mutluyum hala diyetimi bozmadım :D yazarken sık sık tıkansamda aslında çok edebi bir kişiliğimdir! Diloloyumla haz-d de ilk tanıştığım günü hatırlamasamda iyiki tanışmışız diyorum hergün her dakika :D Bugün de diloloyumla ne kadar çok şey yaşadığımı bir kez daha farkedip kopuyorum ve kısaltmadan yazmanın ne kadar zor olduğunu farkettim şu an.Sabah kalkıp dersaneye gitme gerçeği ne kadar zor gelsede diloloyumla olunca o da akar gider :D Daha dedikodu faslına tam başlayamasak da hala ümitliyim :D En son yazdığım yazının edebiyat sınavında olduğunuda hatırlatmak isterim...Birazdan film de izlicez oh mis (tabi ben bitirebilirsem) :D Diloloyum da ümidini kaybedip benim telefonumla oynamaya başlasa da bitiriyorum artık ilk kez yazdığım bu bloga veda ediyorum diloya da bana bu yazıyı bırakıcak kadar güvendiği için tekrardan şaşıyorum ama o benim bitane canım dostummm HİÇ AYRILMAYACAĞIZ DİLOLOYUM =)

15.4.10

belliboncuk

Bir kederli bir mutlu bir sinirli bir melek gibiyim, aman ne bu canım? Hayır kırkımı da geçmedim yani böyle bunalımımsılar niyedir, hiç bilmem.

Hollandalılar geldi okula dün, işte yaa kardeş okulumuz hah artist okulum benim, ay artistliğinde bile bir yamukluk var zaten, yirim. İşte o gün pek bi yalnız olduğumu hissettim, kimsenin bana benim onlara verdiğim kadar değer vermediğini anladım, ki iki kişi dışında yanılmamışım hani, neyse bari, o iki kişiyi seviyorum.

Tess of d'Urbervilles diye bi kitap okuyoruz sınav için, filmini izleyelim dedik, ordaki kız, rahip istediğini yapmayınca çocuk gibi

I don't like you then! I'll never come to your church! Never! Never!

diyodu da ordan aklıma geldi bu "Banane banane daha da gelmem!" pozları, yoksa diğerlerini sevmediğimden değil.

Bugün kıvırcığımla yürüdük Kadıköy'e spor olsun diye, dersaneye aktık filans güzel geçti. Meğer her yer onunla ayrı bişey oluyomuş. Ama günün sonunda kesinleşen durum beni daha da bi trallalla moduna soktu: Kendileri yarın bize geliyorlar.

Kıvırcığımın sevmediklerini öğrendim bugün yemek olarak. Tabi bunlardan bir güzel de mönü oluşturdum yarın sunmak için:

Şehriye çorbası, şehriyeli pilav, patlıcanlı herşey.

Kendileri pek raadlar bu konuda ama, en olmadı açar buzdolabını gıdırırım bişeyler diyor. Ayıb.


ooooh ooooh
Can't tell me nothing now, baby I know how to fly

oooooooh
Can't nothing hold me down, I'm gonna touch the sky



Belliboncuk; Tahir ile Zühre'nin sevgili büyücüsü, canım büyücüsü.

13.4.10

pamuk şeker

Bugün birinin dürtüklemesi ile bir konuyu derinlemesinden düşünmeye başladım ve kesin kararımı verdim dostum! Dedikodu aslında bu, hah benden başka ne beklenir zaten, ama tespit çok çeldirici yani kabeş. Bildiğin gündemime bomba gibi düştü, ama hareket, heyecan lazımdı zaten, çok iyi çok, cuk oturdu.

Buradan sevgili G.ye selamlar, daima bana rezil olmamda yardım ettiği ve muhtemelen edeceği için!

Eve gelir gelmez uyumayı alışkanlık haline getirmemeli insan, ama çok tatlı be, bal gibi uyku, canım uyku.

Uykudan önce meditasyon nasıl yapılırı öğrendim bugün! Çok merak ediyorum bu geceyi o yüzden, heyecan dorukta. Ama doğru nefes alıp vermeyi ve bu şekilde sakinleşebilmeyi öğrendim ve buradan bana bir artı puan! Artık çok sinirlenip de kendimi üzmemeyi umuyorum.

En güzel şeyler bile biterlermiş, dedik bugün, çocukken pamuk şekerimin bitişi gibi.

12.4.10

lolipop

İnsanoğlu mallığa doymalı ama bi noktadan sonra, gerçekten.

Mesela kendimden örnek vereyim: Duramıyoruz efenim rezil olmadan! Doymuyor muyum neyim anlamadım ki yahu. Her gün mutlaka bi rezillik sağlığa iyi gelir, gibisinden bi sözle jeneriklere geçmeye çalışıyor olmalıyım, yoksa ne bu uğraş?

Yattım evde üç gün ama şimdi defterleri tek tek geçir, notları anlamaya çalış filan bitmez be! Hiç başlamadım ki nasıl bitsin! Ama düşünün de bakın, azmettim sınırlarımı zorlamaya. Bi de gelir gelmez yattım, azcık şekerleyiverdim, oh şimdi bombastiğim.

Lanet boğazım! Artık doğru dürüst birşey içemez oldum. Dondurma da hazirana kadar yemiycem diye hem anneme hem kendime söz verdim, çünkü sonra acı çeken ben oluyorum. Bugün son ders boştu, kadıköy yapalım dedik de yapacak birşey bulamadık dostum;
yemek, tatlı, abur cubur yiyemem => diyet
dondurma yiyemem, soğuk içemem => boğaz
derken ben elimde su şişesi ve lolipopla günü tamamladım. Uf!

Yarın meditasyon öğrenicem Charlotte'tan, çok heyecanlıyım, oley! Lazım bana o, uyuyamıyorum, kendimi dinlemem filan lazım.

Tutti frutti kalp ben.

10.4.10

rahat mısın?

Ayıp be, burçlar bile benle dalga geçiyo. Hayır tamam çok inandığımdan değil tabi ama bazı şeyler gerçekten tesadüf olmasa gerek. Çoğu özelliğimi gösteriyo. Ama tabi o günlük fallar değil, genel karakter özellikleri. Bugün öğrendim, bi de doğum gününe göre de çok büyük farklılıklar gözükebiliyormuş. Her günün ayrı bi özelliği var, benimkine de baktım ama artık yeter canım, yuh diyorum, ailem yıllardır beynimi didikliyo zaten, bi de sen yüzüme vurma.

Rahat!

Öyleyimdir üstünüze afiyet.

7.4.10

beni-silin

Metrobüs metrobüs iki yetele, haram zıkkım olsun belediyeye hey!

Blogger'ın çok hasta, vah yavrum, muhtemelen sınav sonuçlarına daha fazla kalbi dayanamayacağı için boğazı hata verdi.

Tabi o da var biraz ama, bence kendisi götürmeseydi magnumları şu an turrrruup gibi olurdu. Hava değişiminde ne yapmamalıymış, deneyip gördü. Mesela iki güneş gördü diye açılıp saçılmayacakmış, saçı ıslakken sokağa çıkmayacakmış, buzlu kolayı kafaya dikmeyecekmiş, vs.

Hastalığım ciddi aslında, raporum var üç gün, 6 tane de iğne yapılıcaktı, bildiğin penisilin iğnesi, en fena yakanından, ikisini yedim, dördü kaldı. Acı acı yani.

Bu hafta ne okul var ne dersane, daha da gitmem. O açıdan baya ders çalışmalıyım, ki açığı kendim kapatayım.

Dedikodulardan da uzak kalıcam he, gerçi bu ara pek durgundu okul ama işte kuzuların sessizliği, umarım ben yokken patlak vermez, geçen hafta da bi gitmedim hemen olay olmuş, cık cık, okuldakilerden bile daha ayrıntılı öğrendim neyse.

Özleyin beni anacım! Baaaay!

system failed

Niye

"You touched my heart you touched my soul.
You changed my life and all my goals.
And love is blind and that I knew when,
My heart was blinded by you.
I've kissed your lips and held your hand.
Shared your dreams and shared your bed.
I know you well, I know your smell.
I've been addicted to you."


dedikten sonra

"Goodbye my lover."

demek zorundayızdır hep, diye merak eder dururum.

Yok mu burada bi yanlışlık?

5.4.10

let it play

Boş bi gün. Notların açıklanması, dersler filan işte. Kısacası "ıııyyyrreeeaaennçç!"

Ders çıkarmadım hiçbir şeyden, durmadan konuştum belki tüm gün ama sustum içimde. Sakindim hiç olmadığım kadar, ama sessizliğim bir çığ gibi büyüdü gözlerimde. Dev gibi bir çığ, bağırdım çağırdım, yardım etmedi hiç kimse.

Şiir yazmalıyım bence, kalem kağıt hoop, hatta duvara yazayım, sonra atsın babam beni pencereden. Kendimi Akif sandım bi an, yok ama o aruz filans, no my style babe.

Bugün spora başladım canıms ya sorma pek bi yorgunum. Her gün böyle devam artık, sağlıklı yaşamalıyımm..mışım, öyle diyorlar.

Keşke sevgili B. kadar umursamaz, onun kadar neşeli ve güler yüzlü olabilseydim! Farkettim de arkadaşlarıma değil de uzaktakilere çok sert gözüküyomuşum, hatta geçen gün yolda yürürken araba camından yüzümün halini gördüm ve ben bile ürktüm. Dövecektim de, gibisinden yaklaşıyorum insanlara, korkuyolar tabi onlar da uzak duruyolar tabi, vah yavrum.

Baby can you help me?
I think I've lost my way.
I'm in need of shelter,
Far above this place.

I can see a castle,
High up on this hill.
Could it be my freedom,
Left to my own will?

I thought I, was holding on,
But my heart slipped away.
There's nothing wrong,
That's my song,
I wanna let it play.
I wanna let it play.

This love, needs a home.
Strong, storm by storm.
We'll build a fortress, around us,
Keep us safe from harm.

4.4.10

a geek magnet

Bu arada kitabım bitti! Çok güzeldi ama ama ama!.. sonu hiç bana göre değildi, tatmin etmedi, ikinci bi kitap olmalı belki, mesela İpek Ongun gibi, çok iyi olurdu yahu. Tamam sadece bir kitap dediğini duyabiliyorum ama benim için önemli cidden. Aman neyse.

Kitabın adını insanlara göstermemeye çalıştım, görenler dalga geçti zaten, ha ha ha -ben de hep seni sevdim bebek!

suitcase of memories

Amanın yandan yandan severim seniii candan!
tadında bir cumartesiydi dostum. DKH'yi tamamlamış bulunduk. Evet çok artist duruyo böyle hani ne bileyim BKM gibi filans, neyse bilesiniz ki DKH: BigLion'u Kutlama Haftası.
Deşifre etmeyeyim dedim adını.

Evet, kendisinin doğum günüsünü resmi olarak kutladık. Çoh eylendik olum uff!

Ben rezilim!
-Biliyoruz canım geç onu.

Gerçekten bu sene kıvırcığımın olduğunu sandığım kadar rezil ve sakar ve hatta salak olduğumu farkettim! Dersaneyi bilirsin, önceden de dediydim, kimseyle konuşmam etmem, bi Charlotte vardır yani, gerisi çok da tın. Bu sabah -iki haftalık yokluğumuzdan sonra- gittiğimde sınıf boştu, bizim hep oturduğumuz sırada bi defter vardı. Ben de dedim hani dünden kalmıştır, biri unutmuştur, kaldırdım ön sıraya koydum. O saatte -afedersin de hani karga bile mahremiyetiyle meşgul değil iken- kimse gelmez diye düşünüyordum ve ders programını inceliyordum ki bir şahsiyet içeri girdi, ben her ne kadar takmamış olsam da "Günaydın" dedi, ben de karşılık verdim. Sonra gülerek "Hmm şey pardon ben sırana geçmişim" dedi, tabi ben sağırım, anlamadan etmeden o güldü diye ben de sırıttım. Köşeli jetoncağzım düşünce kızardım zati.

Bunu anlattığım sevgili Charlotte yine bana gıcıklıklarda bulundu, severdim seni ben. Bi de çocuğun adını bile bilmiyorum, yoklama alınırken öğrendim hani o derece. Çıkışta da bi yere uğramam lazımdı, o yüzden kendisiyle yollarımız ayrıldı ve amanın ki çocuk da önümden gidiyordu! Devamlı arkasına baktı filan ama demek ki ben o kadar rezaleti bir günde kaldıramayacağımı düşünerekten bir hızlanmışım, sorma. Aktım be!

Oh bir gün daha bitti morarmadan ben. Kızarmaya alıştım bebeğim, ama moru henüz görmedik bakalım, izleyelim görelim.

Ve kapanışı eskilerden bişeyle yapalım diyorum. Cyndi Lauper-Time After Time..

Lying in my bed I hear the clock tick and think of you
Caught up in circles, confusion is nothing new
Flash back warm night, almost left behind
Suitcase of memories
Time after sometime you pictured me
I'm walking too far ahead
You're callin' to me
I can't hear what you've said
Then you said, "Go slow", I fall behind
The second hand unwinds

1.4.10

pes doğrusu

Duydum ki birileri dilonun yazımından şikayetçiymiş, artık dilo eskisi gibi yazmıyomuş, insanlar benden güzel devrik cümleler hatta kafiyeler bekliyomuş.

Şikayetlerinizi ve önerilerinizi lütfen yandaki dilek kutumuza atınız, ki yok öyle bişey, ama şaka bi yana, yazdığım mail adresinden elbette bana ulaşabilirsin, biliyosun ki kimse erişilmez değildir, veya bilmiyosan da beni bozma, bil.

Benim sevgili Miccer'ım ameliyat oldu, çok çok çok geçmiş olsun ona, yakın zamanda sağlığına kavuşsun, dönsün aramıza, bugün de ziyaret edemedim ama, anlayışlıdır bence kızmaz bana. Kafiyem yakıyorrr.

Üç senedir doğru düzgün görüşmüşlüğün olmayan ama eskiden çok sevdiğin bi arkadaşın, o aralar çok aklına düşüyo, adını çok anıyosun ve bir gün bi vesileyle aniden karşına çıkıveriyor, tesadüfün böylesi diyorsun. İşte o gün bugündür dostum, öylesi bi arkadaşla karşılaştım, eve de beraber döndük, çok yakınımda oturuyor, elindeki krakeri hatur hutur yiyen, ama doğru düzgün sesimizin çıkmamasıyla bir zamanlar meşhur olan arkadaşım ve ben'e sessiz olmamız konusunda ahlak dersi veren hanım teyze bozuntusuna rağmen yol boyunca, ki yaklaşık 45 dk, bi güzel konuştuk, sohbet ettik, oh çok mutlu oldum ben.

Yeter, bu kadarına da pes, denilesi tesadüflerden nefret ediyorum. Evet, açıkça söylüyor, haykırıyor, bağırıyorum. Hatta orta sonda ''yok artık!'' ünlemini argo bulan, onun yerine ''pes doğrusu'' dememizi isteyen 1. sınıf hocasından da nefret ediyor, ama tıpkı onun gibi artık pppppes doğrusu, diyorum.

Bugün bi kitap aldım, çok hevesle hem de, gerçekten de önsözünü okuduktan sonra aklımdan çıkammıştı ve bugün ne mutlu bana ki alabilme şerefine eriştim. Aslında Hep Seni Sevdim (Geek Magnet) diye bir kitap, Kieran Scott diye bir yazar, öneririm herkese, benim hayat doğrularımı yansıtıyor kısmen.

Bunları biliyor musunuz?

1.İnsan büyüdükçe dostları azalır.
2.Aşk gerçek bir olgudur.
3.Siz birisini seversiniz ama o sizi sevmez; siz de sizi seveni sevemezsiniz…
4.Takıntıları olan biri olmak zor…
5.Takıntılı arkadaşlara sahip olmak ise çok daha zor…
6.Aile içinde huzurlu olmak kadar önemli bir şey olmadığı gibi kişinin özgüvenini de bu huzur etkiler.
7.Evde alkol problemi olan biri ile yaşamak sabır gerektirir.
8.Tiyatro disiplin ister.
9.Takıntılarınızı yenmek için çaba gösterirseniz önce siz mutlu olursunuz!
10.Aşk herkesin kapısını çalmaz!


Evet gerçekten de büyüdükçe dostlar azalıyor. Liseden önce hep ezilen, istenmeyen, hatta dışlanan, belki de kıskanılan olmuştum zaten, çok yakın değildim. Ama lisede hayata başladım ben, asıl güzellikleri lisede yaşadım, ve yaşamayı umuyorum. Ancak hayata beraber başladığımız dostlarla da yollar ayrıldı bir bir, demiş ya şair, veya buna benzer bişey, gerçekten de günbegün hissediyorum bu soğukluğu, kimileri içimi ısıtmaz oldu artık, gönülden ırak. Yazık, çok yazık, ancak bana yazık olmasın daha iyi, gerek yok uzatmaya.

Hayat aslında güzel ve yaşamaya değer; elbette sorunların üstesinden de gelinir... Bazen hayatınızın dönüm noktası olacak insanlar aslında burnunuzun dibindedir; belki bakmak yerine görmeyi tercih etmek gerekir...

29.3.10

to wish impossible things?

İğrenç bir sınav haftası, ilk alınan notlarımın ikisinin 100 olması dışında diğerlerinin yarısı ancak olabileceği fikri, hatta kimyadan 0 -bildiğin sıfır işte- alıcak olmam filans ama yine de mutluyum. Salağım ben dimi, önce buhranlar fenalıklar dellenmeler derken şimdi de salak sulak herşeye mutluyum, ne saçmayım.

One tree hill 6. sezon finalini izleyemediydim bi türlü, az önce hallettim onu da, ama pek üzüldüm yahu, tamam Peyton hayatta, Sawyer, Lucas sevimli oldular filan da yani tree hill yalan olucak gelecek sezon, LA, Charlotte derken herşey sapıttı, uf, özlerim ben onları toplucak beee!

Deb: Vampirler davet edilmeden gelmez sanırdım...
Dan: Ben de cadılar suya deyince erir sanırdım..anlaşılan ikimiz de yanılmışız


Seymen'im her geçen gün büyüyo dostum, belki de mutluluğuma sebep odur, kim bilir, belki de tüm bu yalnızlığıma rağmen hayatı çok seviyo olmamdır, kendimi, insanları sevmemdir, benim sevgim demek ki beni de mutlu eden şey, ne güzel be kendi kendime geçinip gidiyorum yuppi!

Lucas: Benim için doğru olduğunu sandığım kız, ne yaptı etti bana öyle olmadığını kanıtladı.
Karen: Kız, Brooke Davis tabii?
Lucas: Çok mu belli ettim?
Karen: Evimin siyaha boyalı yan kapısı kadar belli.
Lucas: Kusura bakma.
Karen:Oh, Lucas. Bak, bu onun kaybı. Seninle çıkmaya can atacak tonlarca kız var.
Lucas: Hatırlat da o kızlara annem böyle söyledi diyeyim.
Karen: Ben ciddiyim. Müşterimlerinden bir tanesi bana bir keresinde ''Birinin üstesinden gelmek için başka birinin altına girmelisin'' demişti. Aman Tanrım! Ne anlama geldiğini şimdi anlıyorum. Daha felsefi bir anlamı var sanıyordum. Yani onları tanımak falan, altlarına girmek falan değil.
Lucas: Anne
Karen: Kayıtlardan silinsin.


Eğer oth izlemiyosan bile en azından 6. sezonun finalininin son beş dakikasını izle derim sana. Mesela bugün bir arkadaşım hayattan bezmişti, yazık, aslında bilmeliyiz ki hayat güzel, yaşamayı bildikten sonra.

Kötü şeyler yaşayabilir, kötü şeyler yapabiliriz, ama üstesinden gelinebiliyorsa bütün bunların ve pişmansak yaptığımıza, hala mutlu olabiliriz demektir.

Hayal kurmaya ve uğrunda çabalamaya devam et, çünkü hayaller gerçekleşmek için vardır.

Sabahları aynaya baktığında gülümse bir kez kendine, çünkü bunu gerçekten hakediyorsun.

Somebody told me that this is the place where everything's better and everything safe.

25.3.10

joyeux anniversaire

Dünyanın en tatlı en manyak en deli en mızmız en şirin en güleryüzlü .....
Enenenenen yani!

Hep gülen, güldüren, neşeli arkadaşım! Umarım seni hayattan bıktıran olmaz, umarım yılmaz, hiç vazgeçmezsin, umarım seni hep hatırladığım gülüşünle yılları yıpratırsın.

"Biz hep güleriz ki!"
"Ne sınavlar gördüm içinde not yok, ne notlar grdüm içinde ben yok!"
gibi pek çeşitli özlü sözleri jeneriklere geçmiş olan canlıdan bahsediyorum tabi ki!

İşte geliyooor: şşşşşşş.....bir iki üç.....ooo-oley! oley oley oley! lay lay lay lay lay lay laylalaaay ooo BigLioooon!


Mutlu yıllar sana,
Seni kutlama haftasında.
Böyle bir kutlama görmedınız,
Dicek misin yıllar sonra?




Olum haykırdım, mani bile yazdım sana, daha neler, iyi ki varsın lan heheyt!

melek

Velev ki dilo yoktur, gidin atlayın abi.

Evet işte yine böylesi bi bensiz hafta yaşandı, kusuruma bakma. Ama desem ki bu hafta 1 yaş büyüyen sadece BigLion değildi, inan bana, gerçek bu, bence hak verirsin az.

22.03.2010 saat sabahın dört buçuğu, eve telefon gelir, abimler hastanededir ve beşte dilo hala olur. Tabi o gün almanca ve matematik sınavı vardır, uykusuz dilocuk akarrrr. Akşam o yumuşuk sevimli yaratık görülmeye gidilir. Ecicik bücücük öcücük! Yaklaşık dört kilo ağırlığında gerçekten de şaşılacak kadar güzel bir bebecik! Abim gibi muzur maşallah, tıp demiş burnundan düşmeseymiş olurmuş hani, tam hınzır. Tabi ertesi gün doksan sayfadan edebiyat ve kazık boyutlarında kimya sınavları vardır. Kalem oynatılamamıştır kimyada, vaydır, hayatımın ilk sıfırı olacaktır, tek olması dileğiyle tabi.


Canım yeğenim!

Uras olsun istemiştim, birileri karşı çıkınca Seymen olsun bari dendi, başına da babamın adı eklendi. İyi bari aklında bulunsun, Uras güzel ad, faydalanın benden. Mesut Arslan foreva!



Canım mısın sen benim misin
Her şeyim misin sen
Hoş geldin melek
sefalar getirdin

Ya gelmeseydin yetişemeseydin
Beni bulamasaydın ne yapardım
Yarım kalırdım melek

Biliyorum sen bir meleksin
Seni sevmem için gönderildin

...

16.3.10

çükütay

Ne garip isimler var! Garipliklerini geçtim, hele internette gördüğümüz bazı isimler gerçekse eğer asıl o zaman yanmışızdır biz. Abim bugün geldi, güle oynaya, pipican ve çükütay isimlerini gördüğünü söyledi. Ahah hatta tdk sözlüğünde bile aradık bunu yani, tdk şu 78 yıllık ömrünce böylesini görmemiştir. Sonra bi de ekşi sözlüğe baktık, bunun benzerleri olarak, kukucan, bamyacan gibi türetmeler vermiş, iyice eğlendik.

Abim bildiğin maymun iştahlı! Hiçbir şeye karar veremiyo, bi sürü isim söyledim ama sen de hiç yardımcı olmuyosun, düşünmüyosun diyo. Ve gaza gelen dilo, öyle bir isim söyler ki uf, manyaks. Baktık anlamına tdk sözlüğünde, şans, talih anlamında ve kimsede yok doğru dürüst, tam bir harika. Gerçi duyduğumdan değil sallamış da olabilirim ama olsun, pek beğenildi.

Söylemem ki!

Sonra herkes koyar, olmaz...

Bu arada kime niyet kime kısmet tadında bir çanta almışım, of, çok sevdim beah! Charlotte'ı ve çanta aşkını seviyoruz.

15.3.10

Vazgeçtim gözlerinden
Vazgeçtim sözlerinden
Bir ah de yeter
Sessizce, kimsesizce gönderdim dudaklarımı
Öpme, al yeter

Hiç tanımaz tenim ellerini
Bilmez yüreğim bilmez yüreğini

Ah bu koku, bu ten, bu dokunuş
Ah bu delilik sarsar bedenimi
Yok olmak anıdır şimdi

14.3.10

mini boy misafir

Bomba gibi bir hafta ve bomba gibi bir finalle işte dilo karşında!

Haftaya sınavlar başlıyor, herkeste bir matem havası, çalışmak büyük bir eziyet filan derken bu hafta rahat çalışabileyim diye işlerimi hallettim, planladım, veya öyle gözüküyor. Komenyus projesi var, işte bu Avrupa başkentlerini kapsıyor, güzel bi uygulama, iyi hoş, katılmalıyım, dedim ve çalışmalara başladım. En azından sicilime işlesin, referans olsun, Amerika için güzel bi ön hazırlık, hele ki seçilip de İtalya'ya gitmemi düşünürsek, uuu, çok taş olur lan.

Cuma abime gittik cümbür cemaat, iki gün kaldık maaile orda, eğlendik, gırgır şamata dedik, zaten malumunuz hafta sonu bana ders çalışmak haram, hop bi baktım dersaneye gittim, pazar olmuş. Sevgili B.ye sözüm vardı, evlerimiz yakın, gelcekti bana, trig anlatıcaktım. Evde de kimse yok, ama ev hali, dağınık, yemek de yok kimse olmadığı için, hobarey, birbuçukta eve vardım ve yarım saatte her ne kadar babamdan toplamasını istemiş olsam da aksine dağıtmış bulunduğu ev ortamını derledim, topladım, azıcık atıştırdım ve annemler anca teşrif edebildiler. Ardından sevgili B.ler buyurdular, çayla atıştırma + sohbet filans, ders + dedikodu filans, ardından sadece dedikodu filans, en son yemekle kapanışı yaptık, az önce gitti kendisi. Haftamı şekerle balla bitirmemi sağladıkları için teşekkürler onlara.

Bakıyorum da artık buhranlarda değilim, yine salak salak neşelenip salak salak gülüyorum. Ahah, aslında demin olan da süperdi, tam meyve suyu koyuyodum aynı zamanda B. bişey soruyodu, ona bakarken -tam filmlerdeki gibi ama kop yahu- bardaktan taşmış da üstüme dökülüyomuş haberim yok. Tabi ne işitmediğim kaldı ondan sonra, ''Aşık yavrum neyapsın, Leyla oldu bu iyice mmmh!''

Yalnız plan filan dedim ya, küçük bir şahıs yolda, bakalım ne zaman teşrif edicekler, sevgili halalarını ne zaman rahatsız edilme şerefine nail oldurucaklar bilemedim. Her an, her şey, her şekilde durumları. Planımın içine nası edicekler aceba?

10.3.10

kırmızılım...

Bugün, bugün, bugün... 10.03.10 kalp ben.

Bu denli rezil olduğumu hatırlamıyorum desem yalan olmaz heralde, her ne kadar geçen sene kıvırcığım sayesinde yaşadıklarımı göz önünde bulundursam da bu oldukça farklıydı. Ateş olmayan yerden dumanı böyle kendi ağzımla püfleyiverdim diye bi deyim uygun olur aslında.

Sevgili Z. ile tenefüste garip şarkılara takılmıştık, renklerle ilgili olan. Önce Atillta Taş'tan pembelim dedik, çocukluk geldi hatrımıza tabi, coştuk, kırmızılımı mırıldandı o filan derken kıvırcığıma gideyim dedim. Sevgili B. de dibimde bitmiş bi an, hatırlamıyorum nedense o anı, olum ben onla tanıştığım anı bile hatırlamıyorum hah, yoksa toplamın mı bu senin? :P Her neyse oldukça saptım, derken sınıfa giriyoduk ki ağzıma dolandı nakaratının başı, mal mal etrafa baka baka, bağıra çığıra söylüyorum. Sonra bir çift göz dikkatimi çekti. Ana! Bir saygıdeğer şahıs, muhabbetim olmayan bi insan, ama önemli olan şu ki gömleğinin üstüne kırmızı kazak giymiş olan biri, bana dumur pozisyonunda bakıyor. Dilo akarrr! Morardım resmen, hatta bana kırmızı daha bi çok yakışıyo yani, birden B.'nin yanında saklanmaya çalıştım, len o da kısa he, beni mi saklıycak, kaçarak uzaklaştım ortamdan.

Bir süre sonra kendimi deliler sınıfında buldum. O rezaletimden de konu geçti filan derken ben yine başladım bu şarkıyı söylemeye, bi de baktım arkama ki OHA. Ayıp ama, hani şu bi gerçek ki o insan o sınıfa gitmez pek de, ama ben dılakiistpörsınevır olaraktan tabi ki bu şerefe nail oldum. Utanç verici. Kırmızı hatta.

Ah bu arada ankete güle güle, çünkü yeğenimin artık bir ismi var! Adsız dosyası gibi doğmayacak artık! Olley, yuppi! Kimileri hiç beğenmedi ama bence söylenmesi ve soyadla uyumu filan müthiş, ayrıca her yaşta da kullanabilecek:

Seymen!
p.s Lütfen asmalı konak, seymen ağa, özcan deniz gibi etiketler yapıştırmayın, alakasız.

Boyu posu tam bana gore
Vurulurum goz gore gore
Yazilirim duserim pesine
Acimasiz gece yine toz pembe

Gece olur sana dayanamam
Sabah olur belki taniyamam
Sokulamam sana dokunamam
Akilli dur dedi bana babam

Kirmizilim sana yandi canim
Beyaz ata binerim yanina kosarim
Ask alirim ben ask satarim
Deliyim doluyum ama kahramanim

Bu gece olay olur
Sanmaki kolay olur
Kirmizi yazim olur
Kirmizi muradim olur

8.3.10

anladım ki...

Dün gece hiç tanımadığım bir erkeğe
Sırf sana benziyor diye usulca sokulup merhaba dedim

Tanıdık bir huzur aradım şaşkın bakışlarında dün
Bildik bir söz bekledim eskiden kalma öylesine
Konuştu bir şeyler söyledi beklediğim sözler bunlar değil
Yüzüme baktı gözlerime ama senin gibi değil

Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin gibi canımdan öte can değil
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin kadar fikrime huzur değil
Anladım ki hiç kimse hiç kimse sen değil
Hiç kimse senin kadar umuduma yol değil




Gelecekten gelen edit: sen diye biri yok aslında, hani dersin ya hayatımın insanı, herhangi bir x şahsı, hani o'su, işte ona hitap ediyorum yani, anlamlı parça canım.

dumrakatakdum

Bugün Dünya Kadınlar Günü aslında ama kim takar, valla Kadıköy'de miting sebebisiylen beni yürüten mantığın ben gününü mününü kutlamam, hiç kusuruma bakmayın.

Ama daha da önemlisi, iki tane canımın doğum günü! İkizler kendileri, bayan B. ve bayan K.'ye kucak dolusu sevgiler -ahah bunu da yeni buldum bayan B.K, hah sizi gidi şakacılar- yanaklarınızı mıncırdım, kucaklarken boğdum varsayın, öptüm sizi şapşup, musallat olayım size bir ömür boyu emi!

Hani şu anadolu lisesine kapağı atayım da bi, mantığı vardır da cümlenin sonu gelmez, aman amandır, söyleyeyim. He noldu biz attık da, ömrümüzü yediler. İlkokuldan bildiğimiz bi hasanikisalakosman vardı, bi haydarpaşalisesininnankörkimyacısırabianıncesedinifırlattı vardı, bi Nacİ, bi HaCI, bi de gerçek adıyla -ayıp olmasın diye ezberlemiştik hani- sodyumhidroksit vardı, ne güzel geçinip giderdik, onları da bilemez olduk, içler acısı yahu.

Artık beyin bulanıklığından NAOH diye yazıldığında ısrar eden bünye.

Veya sinalfaüssüaltı diyeceğine sinkarealtıalfa diyebilen bünye.

Kimi zaman ''iğrenç espriler servisi''ne ihtiyaç duyan bünye.

Hiç olmadı gelmiş geçmiş en abuk şarkıları bulup eğlenebilmek(!) için dinleyen, dinleten bünye.

Yahut şahsım gibi tenefüslerde konuşamaz hale gelen, söylediği laflardan herhangi bir anlamlı bütün oluşturulamayan bünye.

Sesimizi duyan var mı?

oscar goes to...

En İyi Film: The Hurt Locker
En İyi Yönetmen: Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
En İyi Erkek Oyuncu: Jeff Bridges (Crazy Heart)
En İyi Kadın Oyuncu: Sandra Bullock (The Blind Side)
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu: Christoph Waltz (Soysuzlar Çetesi)
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu: Mo'Nique (Precious)
En İyi Orijinal Senaryo: The Hurt Locker (Mark Boal)
En İyi Uyarlama Senaryo: Precious (Geoffrey Flechter)
En İyi Animasyon: Up/ Yukarı Bak (Pete Docter)
En İyi Yabancı Film: El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
En İyi Görüntü Yönetmeni: Avatar (Mauro Fiore)
En İyi Sanat Yönetmeni: Avatar (Rick Carter, Robert Stromberg, Kim Sinclair)
En İyi Kostüm Tasarımı: The Young Victoria (Sandy Powell)
En İyi Kurgu: The Hurt Locker (Bob Murawski, Chris Innis)
En İyi Makyaj: Star Trek (Barney Burman, Mindy Hall and Joel Harlow)
En İyi Şarkı: The Weary Kind - Ryan Bingham ve T-Bone Burnett (Crazy Heart)
En İyi Müzik: Up (Michael Giacchino)
En İyi Görsel Efekt: Avatar (Joe Letteri, Stephen Rosenbaum, Richard Baneham, Andrew R. Jones)
En İyi Ses Kurgusu: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson)
En İyi Ses Miksajı: The Hurt Locker (Paul N.J. Ottosson, Ray Beckett)
En İyi Belgesel (Uzun): The Cove (Louie Psihoyos)
En İyi Belgesel (Kısa): Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
En İyi Kısa Film: The New Tenants (Joachim Back and Tivi Magnusson)
En İyi Animasyon (Kısa): Logorama (Nicolas Schmerkin)

7.3.10

unusual way

In a very unusual way, one time I needed you.
In a very unusual way, you were my friend.
Maybe it lasted a day,
Maybe it lasted an hour,
But somehow it will never end.
In a very unusual way, i think I’m in love with you.
In a very unusual way, i want to cry.
Something inside me goes weak, something inside me surrenders,
And you’re the reason why,
You’re the reason why.
You don’t know what you do to me.
You don’t have a clue.
You can’t tell what it’s like to be me looking at you.
It scares me so that i can hardly speak.
In a very unusual way, i owe what i am to you.
Though at times it appears i won’t stay, I never go.
Special to me in my life,
Since the first day that i met you.
How could i ever forget you,
Once you had touched my soul?
In a very unusual way, you’ve made me whole.



Nicole, her nerene ne yaptırırsan yaptır, seviyorum dostum seni, taş mısın nesin.

...and who am I?

İlerde ne olmak istediğini değil de nasıl biri olmak istediğini sorsam ne dersin?
Kalırsın bence öyle.

Kendime soruyorum bunu birkaç gündür, ama bir türlü karar veremiyorum. Tabi ki gün gelince olursun o kişi, bi bakarsın hayat sürükleyivermiş seni, olmuşsun da yani istemeyeceğim biri de olmak hoş değil sanki.

Ne demek istediğim hakkında en ufak bi fikri ya da örneği olan?
Mesela topuklu ayakkabısıyla caka satan bir ortam kızı mı, renkli giyinmeyi seven, süslü püslü azıcık da çatlak biri mi, yoksa ben spor ayakkabımla bir bütünüm, en kasmış halimle jean giyerim diyen ''kuul''biri mi olmak isterdin?
Evet, erkekleri pek sallamadım.

Şu en başta söylediğimin üstünü çiziyorum şahsım için zaten ama hani bu ara geçiş dönemindeyim ya, nasıl biri olmalıyım şu diğer ikisi arasından aceba ki kendim olurum, düşünüyoğrum.
Yüreğinin götürdüğü yere git dostum.

5.3.10

just let the sleeping dogs lie

We could be the same, evet MaNga, aynı olabilirdiniz, EMA'i kazanan ekip sizdiniz, ama olmadı, yakışmadı size, tamam sosyal mesaj filans da sevmedim, sevemedim.

Thank you for what I see...

Nine, mutlaka izlenmelimeli bi film, hem de sinemadamada. Ses efektleriyle güzel çünkü o, ilginç bi yapım, hele ki Luisa... So veri lavli!

Bu akşam ve yarın Kasdav var, veya her ne haltsa yeni adı. Gitmeliyim, beni döverler filan ama bilemiyorum tabi, ben bu, belli olmam.

Büyümix! Yok favori yiyeceğimden bahsetmiyorum tabi, oha, hala sıfatı beni pek bi yaşlandırdı, yani kötü manada söylemiyorum, büyümek olaraktan. Bugün serviste gördüğüm yavru köpekçiğe karşı sevgi gösterimi arkadaşlarım hala olmama yordular. Bildiğin ağır bi sorumluluk yahu, düşünsene, bi de abimin yakın zamanda askere gideceği düşünülünce daha da önemim artıyo sanırsam.

Kimseyi takma, elimdekiler yeter bana, hedefe odaklan, hayatı yaşa! modundayım bu ara, kimseye rahatsızlık vermemeye de özen gösteriyorum, sorun yaratan olmaktan bıktım.

2.3.10

filim milim

Vermeseydim olur muydu acaba? Eksik kalırdı bi yerim. Hem ben de hepsini bilmiyodum, en fazla dört daldan bahsediliyo tivide. Bu arada sevgili arkadaşlarıma, hani şu yazın görüştüğümüzde ezdikleri, izlemek istemedikleri filmi, 8 dalda Oscar'a aday olan Inglorious Basterds'i göstermek istiyorum, fena kabeş.

En İyi film
The Hurt Locker/Ölümcül Tuzak
Avatar
An Education
District 9/ Yasak Bölge 9
The Blind Side
Inglourious Basterds/ Soysuzlar Çetesi
A Serious Man
Up/ Yukarı Bak
Up in the Air/ Aklı Havada
Precious: Based on the Novel Push by Sapphire

En İyi Yönetmen
James Cameron (Avatar)
Kathryn Bigelow (The Hurt Locker)
Quentin Tarantino (Inglourious Basterds)
Lee Daniels (Preciosus)
Jason Bateman (Up in the Air)

En İyi Erkek Oyuncu
Jeff Bridges (Crazy Heart)
George Clooney (Up in the Air)
Colin Firth (A Single Man)
Morgan Freeman (Invictus)
Jeremy Renner (The Hurt Locker)

En İyi Kadın Oyuncu
Sandra Bullock (The Blind Side)
Helen Mirren (The Last Station)
Carey Mulligan (An Education)
Gabourey Sidibe (Precious)
Meryl Streep (Julia & Julia)

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Matt Damon (Invitus)
Woody Harrelson (The Messenger)
Christopher Plummer (The Last Station)
Stanley Tucci (The Lovely Bones)
Christoph Waltz (Inglourious Basterds)

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Penelope Cruz (Nine)
Vera Farmiga (Up in the Air)
Maggie Gyllenhaal (Crazy Heart)
Anna Kendrick (Up in the Air)
Mo'Nique (Precious)

En İyi Animasyon
Coraline (Henry Selick)
Fantastic Mr. Fox (Wes Anderson)
The Princess and the Fog (John Musker and Ron Clements)
The Secret of Kelles (Tomm Moore)
Up (Pete Docter)

En İyi Orijinal Senaryo
The Hurt Locker (Mark Boal)
Inglourious Basterds (Quentin Tarantino)
The Messenger (Alessandro Camon ve Oren Moverman)
A Serious Man (Joel Coen ve Ethan Coen)
Up (Bob Petersan, Pete Docter)

En İyi Uyarlama Senaryo
District 9 (Neil Blomkamp and Teri Tatchell)
An Education (Nick Hornby)
In the Loop (Jesse Armstrong, Simon Blackwell)
Precious (Geoffrey Flechter)
Up in the Air (Jason Reitman, Sheldon Turner)

En İyi Yabancı Film
Ajami (İsrail)
El Secreto de sus Ojos (Arjantin)
The Milk of Sorrow (Peru)
Un Prophete (Fransa)
The White Ribbon (Almanya)

En İyi Görüntü Yönetmeni
Avatar
Harry Potter and the Half-Blood Prince
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
The White Ribbon

En İyi Sanat Yönetmeni
Avatar
The Imaginarium Of Doctor Parnasus
Nine
Sherlock Holmes
The Young Victoria

En İyi Kostüm
Bright Star
Coco Before Chanel
The Imaginarium Of Doctor Parnasus
Nine
The Young Victoria

En İyi Belgesel (Uzun)
Burma VJ (Anders Østergaard)
The Cove (Louie Psihoyos)
Food Inc. (Robert Kenner and Elise Pearlstein)
The Most Dangerous Man in America: Danniel Ellsberg and the Pentagon Papers (Judith Ehrlich and Rick Goldsmith)
Which Way Home (Rebecca Cammisa)

En İyi Belgesel (Kısa)
China's Unnatural Disaster: The Tears of Sichuan Province (Jon Alpert ve Matthew O'Neill)
The Last Campaign of Governor Booth Gardner (Daniel Junge ve Henry Ansbacher)
The Last Truck: Closing of a GM Plant (Steven Bognar ve Julia Reichert)
Music by Prudence (Roger Ross Williams ve Elinor Burkett)
Rabbit à la Berlin (Bartek Konopka ve Anna Wydra)

En İyi Kurgu
Avatar
District 9
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
Precious: Based on the Novel 'Push' by Sapphire

En İyi Makyaj
Il Divo
Star Trek
The Young Victoria

En İyi Müzik
Avatar
Fantastic Mr. Fox
The Hurt Locker
Sherlock Holmes
Up

En İyi Şarkı
Almost There - Randy Newman (The Princess and the Frog)
Down in New Orleans - Randy Newman (The Princess and the Frog)
Loin de Paname - Reinhardt Wagner, Frank Thomas (Paris 36)
Take It All - Maury Yeston (Nine)
The Weary Kind - Ryan Bingham ve Bone Burnett (Crazy Heart)

En İyi Ses
Avatar
The Hurt Locker
Inglourious Basterds
Star Trek
Up

En İyi Görsel Efekt
Avatar
District 9
Star Trek

En İyi Kısa Animasyon
French Roast (Fabrice O. Joubert)
Granny O'Grimm's Sleeping Beauty (Nicky Phelan ve Darragh O'Connell)
The Lady and the Reaper (Javier Recio Gracia)
Logorama (Nicolas Schmerkin)
A Matter of Loaf and Death (Nick Park)

son vapur


Beş günümsü olmuş yazmayalı, dediler, uyardılar, kulağımı çektiler, ben de pes ettim.

Aslında kendimi frenlemeye çalışıyodum internet konusunda, evet yapabiliyomuşum, ama bi işe de yaramıyomuş, hiç de bile ders çalışmıyomuşum, o zaman ne diyoruz: Kendimi durduracak değilim!

BigLion ziyaret edildi, mutlu olduruldu, eve babamla aynı anda bile gelindi, hatta annelerden ''Bi boğaz turu da atıverseydin'' lafları işitildi, cuma akşamı evde süper pilates hareketleri yapıldı, biz süper üçlü annem abim ve ben kırdık geçirdik yine, videolarımız da çekildi oh mis.

Kakatece'yi sel aaaaldııııııı.....!

Cumartesi bi toefl yapıp geleyim dedim, aktım sınavda be! Benimle beraber giren şahısların en az üçüncü denemeleriydi, tırstım ben de, ama adamlar kaliteli sınav hazırlamışlar abi, kabul etmeli şimdi. Dil, anlaşmak için vardır, diyolar. Hiç öyle structure bölümü ayrı filan değil, dört bölüm sadece: Reading, listening, speaking, writing. Hani biraz kelime bilgim olsaydı, tam süper olacaktı da işte... Zaten büyük beklentim yok yani, deneme-yanılma. Bazıları da canlı tanıklar istiyodu zaten.

Ama dört saat bilgisayar başında durmak yaramadı bana ve ölücek gibi yapan bi baş ağrısına maruz kaldım. Benim normal baş ağrılarım bile insanlara göre normal değildir zaten de, bunu düşün artık. Migren artı sinüzit artı dört saat pisi. O gece sevgili kuşum öldü. Aksırıyodu, annemlere her ne kadar söylemiş olsam da takmamışlardı beni, ama en azından son günlerini bizle güzel geçirdi yavrucum benim. Ama o gece böyle düşünmüyodum kesinlikle, mantığımı kapı dışında bırakmıştım belki de, bütün o hislerimi yazmamak için girmedim internete filan, yine de günlüğüme yazdım. Resmen lanetli olduğumu düşünmüşüm, hiç iyi şeyler değil, hastalıklı düşünceler bunlar, aman diyeyim.

Pazar da gitmedim dersaneye, hiç iyi değildim bu baş ağrısı falan filanlar yüzünden, sabah bi baktım, babam yeni bi kuş almış, şimdi onu da diğeri gibi sevmeye çalışıyorum, ama zor o iş. Neyse ya canım, adını da Çapkın koydum, fazla uçuyo yahu, yakalayamıyorum.

She is back!
BigLion geri döndü a dostlar, muhteşem dönüş hem de, öğlenleri etrafında toplanılası, dedikodu yapılası yani.

Bu arada coğrafyacıma söylenilesi şeyler duydum, Şili'deki deprem sebebisiylen bir günümüzün süresi kısalmış ve de eksenimiz yer değiştirmiş azıcık. Bi de diyoduk zaman ne çabuk geçiyo diye, al sana bilim.

İlk defa insanlara özendiğim için veya edebiyat sınavı zorunluluğum olduğu için değil de kendim için bi kitap okudum okul zamanında, vay anasını. Peyami Safa kadar güzel psikolojik roman yazan bulunmaz derdim ve diyorum kesinlikle, kalın kalın kitaplar değil yazdıkları, ama o kadar çok anlam ifade ediyo ki her paragraf okunası, atlanamayacak kadar güzel. Selma ve Gölgesi'ni bitirdim işte, dumura uğratası, merağın tavan yaptığı kitap. Okunmalımalımalı!

''Sizin de son vapurunuz varsa gidiniz! Ben karşımda saatin ve dünyanın unutulmasını istiyorum.''

24.2.10

iki boncuk

Güne güzel bir başlangıç için sağlıklı bir kahvaltı edin. veya her ne zırvaysa...

Üç aydır filan kahvaltı yapmadan gidiyodum okula, sabah hani insan zaten yeni uyanmış, gözü görmüyo birşey, bi de yani akılda yatağa geri dönüp uyuma düşüncesi varken yemek yenmiyo cidden. Hele bi de on dakika bile fazla uyumak isteyince yemek vaktinden kısınca hiç olmuyo. Ama bugün ilk dersim boştu, kıvırcığımı da ikna ettim, sabah gittik kahvaltı ettik pastanede, öyle gittik okula. Ama tam böyle kahvaltının en hoş yerinde hop, sevgili pek yaşlı rehberlik hocamız N. girmesin mi içeri! Biz hemen montlarımızın önünü kapattık, masaya iyice yapıştık filan, neyse ki görmedi. Biz de yavaştan kalkalım dedik ve dışardaki masalarda bizim dönemden bir grup insan görmeyelim mi! Asıl onlar şaştılar bizi gördüklerine, inanılmazdı çünkü bu, biz nası yapardık bunu ve ooo diye bi ses yükseldi, takmadık tabi.

Her neyse, sınıfa girdim ve araya bi sıra koymuşlar, bizim sırada tahtanın bitişiğinde resmen. Çekmelerini rica etmiş olsam da arkanın boş olduğunu, istiyosam geçeceğimi söyleyince birileri, ben de hop kalktım en arkaya gittim. Sınıftan sesler yükseldi, alkış falan, hatta ''Darbe!'' sözleri duyuldu, baya eğlendim ama yani, ay sizi deliler. Beni de ön sıra kuşu sandılar peh.

Bugün okulda feysbuka girince telefondan bi grup gördük ve fena kopardı bizi. Öyle böyle değil, tikilere hakaret filan ama bildiğin komik yani, özel bi cümle bence, bayıldım (!)

İki boncuk takınca oldun tikky,
Bu akılla gidersen... yok devam ettiremiycem, benim ahlak sınırlarımı zorluyo, en azından ''sizin bildiğiniz kadarıyla benim sınırlarım'' bu kadar.

Yarın da interneyşınılsıkipsıkuldey her ne kadar, ama ben buna katılamıyorum maselef. Trigonometriye başlıyoruz, mayoz da var hani kaçırılır gibi değil. Ama sevgili BigLion'un ziyareti aksatılmayacaktır, çıkışta görüşelim dostum kabeş. Kendileri bi de özel sipariş veriyolarmış taa hasta yataklarından, pasta alın filan, vay seni, vay vay.

Bu arada yeğen 2.8 kg olmuş he, ben bile bi buçuk kilo doğduydum, vah beni, yavrum, fakirmişim ben heee ondan diyolar, bööğyn! Annem yaşlıydı, sigara içiyodu, sekiz aylıktım, filans hani, yoksa ben interneyşınılhospitılda doğan bi insanım, her ne kadar bu adı beş yaşıma kadar söyleyememiş biri olsam da. Bi de bu hastane Bakırköy'de tabi, mekan tartışılır, ama çekiyo naparsın, deli. Neyse ya işte iki hafta içinde bile gelebilirmiş, erken doğum olaraktan. oOoOo bir iki üç .... adı yok be!

23.2.10

eline sözlük gözüne gözlük

Kabataş'ın sözlüğü de ne biçimmiş! Üye olmadan göremiyosun filans. Şaşırdım, var diye biliyodum veya öyle olmasına inanmıştı beynim, yeni açılmış sanırsam. Hayır yani kimselere bişey dediğim yok tabi ki, henüz gördüm ve birden sözlük diye bi olgu geldi aklıma, uzun zamandır elimi ayağımı çektiğim. Ah bizim eski sözlük, ilk veya ikinci lise sözlüğü müydü neydi, gerçi şimdiki de iyi ama yazmaya hevesim yok pek. Neyse bak gör mis gibi sözlük.

http://sozluk.hasalportal.com/

İlkokulda bizim basket maçları olurdu, tezahüratlarda hakem hatalı olunca böyle derdik, akşama da sesimiz kısılırdı, güzel günlerdi be.

dersmioneki

Bu ara çok tembelim sanırsam ki internete girmeye bile üşeniyorum, hani bildiğin eve gelip yemek yedikten sonra tivi karşısında yığılıp kalıyorum. Ödev zaten yapmam, bilirsin, işim olmaz.

Dadı izliyodum, bitiyo ama çok üzüldüm he. Dün de Chuck başladı, her ne kadar abimin gelişiyle izleyememiş olsam da heyecanım ve mutluluğum gayet bozguna uğramış değil. Sevgili abim sırf ona gitmediğim için anneme beni kötülemeye başladı son çare. ''Bu da göya cumartesi tofıla gircek ha, çak mak izleyerek sınava girilmez öyle, biyons dinle yetmez heheyt, anne şuna bak çizgi film gibi başlıyo, ne bu ya yüzseksenbeşdolar gittiiii!''

Tarih derslerini renklendirmek amacıyla -nası olsa belli de olmuyoruz inek tayfası olarak önde, ama kimse bilmez bizim derste ne koptuğumuzu- iğrenç espirilere gülmeye hatta bilgimize bilgi eklemeye çalışıyoruz bu ara. Çok eğlenceli ama inan bana, denemelisin bence. Hatta ciddi birkaç ders dışında devam ediyoruz bu ve bunun gibi dersmioneki eylemlerine. Mesela psikoloji dersinden hatrında kalmış olacak ki bugün sevgili sıra arkadaşım G. ile son derste sıkılmış, bunalmış ''Edebiyat nası kaynar?''ı düşünürkene hoca bi arkadaşımız sunum yapsın diye bilgisayarı açsın filan ister ve bu arkadaşımız da hep bilgisayarı açmaya meraklı, bir o kadar da beceriksiz olduğundan ben bu fikrimi G.'ye bildirim, ''Ulan hayvanlar bile bikaç tekrardan sonra öğreniyo ama...'' diye başladığı cümlesini bitiremez, çünkü kendisi de farketmiştir ciddi ciddi hakaret ettiğini, ama komiktir napalım güldük baya.

Bugün dedikodunun değil de dedikodu yapmanın sınırlarını aştık, guiness'e yollandık artık kıvırcığımla. Hayır herşeyin bi adabı var ama biz sınırtanımayandedikoducular olaraktan iş başındaydık. Kıvırcığım sınıfındaki birinden bahsediyodu bana, şapşallıklarından filan, ben de ''ayy salak işte'' diye onaylıyodum. Amma fakat ve lakin o kişi bizzat bizim yanımızdaydı, arada elli santim var ya da yok. Hani nerdeyse ''gel buyur, biz de seni çekiştiriyoduk zaten'' diyecektik.

Bu kadar neşeli olduktan sonra şundan da bahsetmeden olmaz tabi, pek bi üzüldüğüm bi an oldu, ama vefasızları sileceğime söz vermiştim kendi kendime ve sözümde duruyorum, o benim için bitmiştir, yeteri kadar kredisini kullandı.

Her neyse, yarın için planlarımız züper, hatta ertesi, hatta daha da ertesi gün için. Coming soon!

4.2.10

lüküs hayat

Herkes kapris yapsın olur mu? Ergenlik sorunlarını halledememiş yetişkinlerin kaprislerini, bendeniz, saygıdeğer kırk yaşındaki koskoca insan çekeyim.

Her neyse, mutluyum, kimse de bozmasın. Her ne kadar son kullanma tarihi yarın olan bi mutluluk olsa da, buna bile mutluyum, bir gün bile yeter.

İstediğim dersaneye kabul edildim bugün, yüzdeyüzburslu. Çok happy feet'im yani, sorma. Kıvırcığımla aynı dersanede olucam, sürekli beraber, ay yerim.

Saçımı kestirdim bugün. Her ne kadar istediğim uzunluk ve şekilde olmasa da artık saça bu kadar üzülmemeyi öğrendim ve bu çok iyi birşey. Gömlek sıyrılıyor mu he ne dersin?

Bi arkadaşın doğum gününe uğradım bugün, bildiğin uğradım ama yarım saat, neyse ki uğramışım ve de, pek bi sapıtıkmış sonrası, sevmezdim. Mis gibi evimdeyim, uykusuzum elimde, ayaklarımı uzattım, keyif çatıyorum.

Oh ne rahat lüküs hayat, bak keyfine yan gel de yat.

Çok sevdiğim adaş arkadaşlarım, önce Lua, sonra BigLion olmak üzere kazalar geçirdiler, hatta ben de bir öküzden son anda kurtuldum, geçmişler olsun kendilerine, şoklar da geçirdim bi an.

Bugün bir sevgili S.'nin, arka sırada oturan arkadaşımın doğum günü. Kendisi her ne kadar beni kabakgözlü ilan etmiş ve de zevkime hakaret etmiş olsa da pek severim keretayı; çok mutlu kutlu doğum günleri, süperveötesi hayatlar, bolcana sağlıklar diliyorum kendisine. Bi gün zengin olursam evimi de o çiziverir artıkın, o kadar bloglardan sesleniyoruz canım.

Bu arada o bilmiyor ama buradan ilan ediyorum ki gözlerini kırpıştırmasını ve o uzun kirpiklerini çok seviyor ve yandaki şahsa benzetiyoğrum. tiviti seni.

üşümek

İlginç günler yaşamaktayım. Hepsi birbirinden tatsız, hepsi birbirinden soğuk günler... Onca sofistike şey yaşadım ama üçü bir ayrı. Evde yaşadığım sorunlar, içimde bunu bastırıyo olmam ve arkadaşımı kırmış olabileceğim fikri; beni korkutuyor, üzüyor, huzursuzlandırıyor.

Birşey düşünmüyorum, çünkü çok şey düşünüyorum aynı anda. Heyecanlı heyecanlı içimden söylüyorum: Ev? Haftasonu? Dersane? Kuş? Abim? Sınav? Tenefüs? Yemek? Her ne kadar bunlar benim yararıma olan şeyler olsa da bir kez durup diyemiyorum ''Ya ben?'' Hayır cidden ''Kendime ilgisizim, ay ben ne kadar düşünceli insanım, hep diğerlerini düşünüyorum yaahu!'' filan dediğim yok. Ama bütün bunları düşünebilmem için de akıl sağlığım önemli ve ben şu an onun gerçekten de iyi durumda olduğunu düşünmüyorum.

Sahte gülmek... Her zaman isteyerek yapılan birşey değilmiş aslında. İçin huzursuz, sen mutsuzsun ama yüzünde güller açıyo, insanlardan gülümsemeni esirgemiyorsun, sen bunu yaptığını bilmeden ve gerçekten sorunlarını halletiğini zannederken. Yaklaşık altı aydır, gerçekten kendi halime ağlayamıyorum.

Bir de insanların hiçbir şey olmamışçasına davranması, hatta belki bugün benim de aynı şeyi yapmış olmam...

Of! Boğuluyorum...

Ve şimdi gerçekten üşüyorum...

Ve telefonum aramaya kapalı, ''Dadı''nın tekrarlarını izleyerek gülen bi insan haline geldim, içimden küstüm herkese, her şeye, hayata, sonra barıştım da tekrar, atasım var kendimi köprülerden, zahiriden hatta dünyadan ıraklaştım gitgide, bir kuşum var beni kıskanan, beni seven, şimdi bi de öten, bana çok alışan, hatta uçmaya bile başlayan, ama o bile tırmaladı bak. Ama yine kuşum da kuşum.

Evet, şimdi tam bir UFO'yum.

Hatta sabah, arkadaşımın iki gün sonra beni beş yaş büyümüş gördüğünü söylemesi yaşlandığımı da gözler önüne seriyor. Belki gözler altında mor halkalar? Zombi?!

In your head, in your head, they are crying...

en sevdiğim krallık


Çocuk olmayı çok mu özledik acaba???

Bebe bisküvisi, eti cin yemeyi, kaydıraktan kayıp tahterevalliden düşmeyi, annemizin topuklu ayakkabısını giyip yürümeyi veya abimizin ders kitaplarını çalıp çalışıyormuş taklidi yapmayı ne kadar çok konuşur olduk bugünlerde... Sanki o hep içimizde bir yerlerde değil mi? Çocuk olmak, içimizde değildir hatta, bizizdir, ta kendimizdir. Hani şu oyuncak dükkanlarına girip dalga geçişimiz aslında biraz da özlemimizden kaynaklanıyor. Halbuki o kadar çok yıl da geçmedi aradan, hani böyle konuşuyorum diye kırkıma henüz girdiğimi filan sanma, ben de bir ''super sweet 16''im. Ama yine de insanların senden büyüdüğün için yaşına göre davranması, sana bir sürü görev yüklemesi, artık nüfus cüzdanından bile sorumlu oluşun seni çocukça davranmaktan alıkoyuyor. Ne yazık ki herşeye rağmen dilediğimi yaparım diyenlere de iyi gözle bakılmıyor.

Ben biraz da dışarıyı takmayanlardanım sanırsam. Aklıma geleni yaparım arkadaş. Çok da umrumsunuz yani, beni seven olduğum gibi sever zaten. Neyse ki kendim gibi arkadaşlar da edindiğim için bir problem yok. Diğerlerinin şaşkın bakışlarına maruz kalsam, arkamdan konuşmalarına şahit olsam nopırablım yaneeeee.

Çocukluk, sadece doğumdan belli bir yaşa kadar süren bir dönem değildir ve belli bir yaşı da yoktur.
Çocuk büyür ve çocukça şeyleri bırakır.
Çocukluk hiç kimsenin ölmediği bir krallıktır.
Edna St. Vincent Millay

if today was your last day...

Güzel şeyler buldum aslında, bunları sizler de okumuş olun, ben de geri döndüğümde tekrardan okuma fırsatı bulayım, iyi fikir.

Hayatta kimse için ağlamaya değmez
Ağlamaya değenler zaten ağlatmaz
Birgün ağlaman gerekirse başını dik tut ki
Gözyaşların seni ağlatan kişi kadar alçalmasın

Gözlerde yaş yoksa, ruh gökkuşağına sahip olamaz. KIZILDERİLİ ATASÖZÜ

Yaşamı anlamaya başladığın andır durabilmek ayak üstünde... Sorun bu zaten ... Başkasıyla olmak, başkasının olmak değil. Kendi başına başkasıyla, başkasıyla kendin olmak...

Olabildiğince unutmak ve gülmek; hatırlayıp da üzülmekten daha iyidir.

Hayat, yaşantı aramak değil, kendimizi aramaktır. C.PAVESE

Ayakkabılarım olmadığı icin üzülürdüm, ta ki sokakta ayakları olmayan adamı görene kadar. BALZAC

Uçurtmalar, rüzgar kuvvetiyle değil, bu kuvvete karşı uçtukları için yükselirler.
WILLIAM CHURCHILL

Azıcık da Nickelback attıralım şöyle, anlamlısından.

If today was your last day and tomorrow was too late
Could you say goodbye to yesterday?
Would you live each moment like your last
Leave old pictures in the past?
Donate every dime you had, if today was your last day?
What if, what if, if today was your last day?

14 sensin şubat da...

Bakma sen güllere, içimi açtılar diye koydum, yoksa ben papatya severim tek, sade ama zarif.

Hep yazasım geliyo, ama hemencecik kaçıyo blogreader, yani şimdi salondan odaya gidene kadar ohooo! Bi de bilgisayarın tuşuna basıcaksın, klavye, mouse derken üşendim bildiğin. Ama ne yapsın bu blogger'ın, o da can yani, haftasonusu böyle cumburlop hopturhop geçince hiç olmuyo, dinlenemiyo yani.

Cumartesi evden dışarı adımımı atmadım, pişman da değilim. Ama pazar, dersane vardı, of lanet, başlıktan da anlayacağın gibi o dünya gerzekler gününde, kadıköyde bulunma şerefine nail oldum. Bahariye'den altıyola doğru yürüyorum, amanın bütün insanlar mı bana ters tarafa yürüyolar aceba, hiç aşağı inen görmedim, hepsi yüzüme hin hin bakaraktan geçtiler, tek tek gelseler olurdu ama hepsi çifttiler. El ele, diğer ellerinde de güller ve hediye paketleri olan gerzekler. Gerzekler diyorum şimdi alınıyosun, onlardan biri de sendin dimiiii? Şaka bi yana, kimseyi tanımadan niteleme gibi bi hakkım yok elbet ama, o an öyle geldi içimden. Nerdeyse annemi filan arıyodum, gel al beni be, soldan soldan geliyolar, diye. En son otobüs durağına vardığımda, evet, işte o an yalnız olmadığı hissettim. Onlar da benim gibiydiler, diğerlerinden usanmış olmalılar ki kadıköyden kaçarcasına sabırsızdılar otobüs için. Normalde o denli kalabalık olmaz o saatte ama yüz kişi vardı dün yani. Sevgili otobüsüm beni yirmi dakika bekletti ve nineler, dedelerle baya iyi vakit geçirdim ben de. Ama otobüste insan kılığına bürünmüş bazı hayvanlar oturmak istediğim yerleri ittire kaktıra geçip kapınca tam bir saat ayakta durdum, geberdim, duraktaki arkadaşlarımı (!) özledim.

Kuşum bana alıştı baya, beni camdan görüyo olsa gerek, ben içeri girerken kuduruyo, taklalar atıyo. Hatta bi ara yanından biraz uzaklaştım ve ona seslendim filan, salak, nerdeyse boğuluyodu atlayıp zıolayarak bana ulaşmaya çalışırken, kafasını sıkıştırdı. Yavru ya daha, şapşal biraz. Kimse ona corç demiyo ama, hatta ben bile demiyo olabilirim, maviş diyolar, mavişim. Ahah yine cırladı içerden, yerim sesini. Bi de bugün ilk defa elime alıp kafesten dışarı çıkardım. Elimi nası ısırıyo veya ısırmaya çalışıyo desek daha doğru olur, sinek. Ama benim sesimi duyunca uysallaşıyo, kafasını seviyorum, o küçücük kafasını, öpüyorum, yenilesi yaratık. Sıcacık varlık, hakikaten, insanlardan çok çok daha sıcak. (hem zahiri hem batıni bağlamda, uyes işte dilo, işte artist kelimeler)

Bi de artık kimseyi eleştirmiyorum. Çünkü önemli olan kimseye aldırış etmeden -tavsiyeleri, nasihatları duymadan değil, yanlış anlaşılmasın- yaşayabilmekmiş, asıl başarı buymuş, anladım. Kimseyi de yakından tanımadan, içini bilmeden yargılamıyorum. Genellikle de dünya işlerinden uzak durmaya çalışıyorum, kendi açımdan yani. Bak felsefem işte yahu, beni gidi beni!

Anladın sen beni. İşte öyle birşey!